OTRAR HADİSESİ

Çin, zenginliği ve türlü ticaret çeşitliliği ile öteden beri yakın şarkın kudretli devlet adamlarını cezbeden büyük ülkelerden biri olmuştur. Sultan Muhammed de İran ve Maveraünnehir fütuhatını tamamlayarak etrafında kendisiyle boy ölçüşecek hükümdar kalmadığına hükmettiği zamanlarda Çin ile esaslı surette ilgilenmeğe başlamıştı. Harezm ile Uzak-doğu arasında gidip gelen tüccarlardan bu hususta yeterli derecede bilgi edindiği ve onu bu muazzam kıtanın işgalini düşünmeye kadar götürmüştü. Harezmşahlar devleti erkânından İmâdü’l-mülk Tâcü’d-din Debîr-i Gâmî’ye göre; Sultan Muhammed Çin’in fethini aklına koymuş; uzaklığı, harekât zorluğu gibi ileri sürülen zorluklar dahi onu bu fikrinden vaz geçirmek için yeterli olamamıştır ayrıca Moğol imparatorluğunun batı hududu Cebe’nin Güçlük’ü bertaraf etmesiyle Harezm sahasına kadar dayanmış bulunuyordu. Böylece Moğollar bir Türk-İran imparatorluğu olan Harezm imparatorluğunun sınır komşusu oldu. Harezm bölgesinin uluslararası ticarette oynadığı rol önemlidir. Çünkü Çin ile Akdeniz dünyası ve Hindistan ile Güney Rusya arasındaki kavşakta yer alan Harezm, doğudan, batıdan, kuzeyden ve güneyden gelen ticaret kervanlarının buluşma yeriydi. Barthold, yerinde bir ifadeyle “Harezm bölgesinin bozkır ticaretindeki rolünü Britanya adalarının deniz ticaretindeki rolüne benzetmektedir”. Uygurlar ve Çinliler ile ticaret yapan Harezmli tacirlerden, Kuzey Çin’in Cengiz Han tarafından fethedildiği öğrenilmişti.

Çin, çok uzun süreden beri Müslümanların düşlerini süslüyordu. Harezm İmparatorluğunun başındaki kişi Muhammed Şah durumu tahkik etmek, Moğolların gücünü öğrenmek ve nitelikli bilgiler almak için Cengiz Han’a Seyyid Bahâü’d-din-i Râzî başkanlığındaki bir heyeti Çin’e gönderdi. Elçi Seyyid Bahâü’d-din-i Râzî, Cengiz Han’ın Uzak Doğu’da bulunduğu sırada geldi ve iyi karşılandı. Cengiz Han, Bahâ ü’d-din-i Râzî ile görüşürken, kendisini şarkın, Harezmşahın da garbın efendisi olduğunu söylemesinden anlaşılan Cengiz Han, Harezmşahla dostluğunun oluşmasını umut etti ve kurulacak sulh neticesinde her iki tarafın da kervanlarının serbestçe gidip gelmelerini memnunlukla karşılayacağını, ticaret kervanındaki insanların imparatorluğu dahilinde tam bir emniyet içinde bulunacağını bildirdi. Ancak Muhammed Şah, Cengiz Han’ı ticaret ortağından daha çok bir rakip olarak görüyor ve bu yüzden ekonomiyle pek fazla ilgilenmiyordu. Cengiz Han, Şah’ın elçisine karşılık olarak tüccar kervanı eşliğinde bir elçi gönderdi. Cengiz Han, anlaşma şartlarını tayin ve münasebetleri geliştirmek maksadıyla Mahmudü’l – Harezmî, Ali Hâcc-i Buhârî ve Yusuf Kenkâ-i Otrarî adlı elçilerini, Sultanın elçisiyle birlikte Harezm’e gönderdi. Ticaret kervanı ve elçi 1218’de Maveraünnehir bölgesine ulaştı.

Bunlar Cengiz Han tarafından Sultana hediye edilmek üzere, Çin dağlarından çıkarılmış deve hörgücü, cesametinde ve ancak bir araba ile nakledilen altın külçesi, Çin kumaşları ve saireyi yanlarında götürmüşlerdi. Heyete refakat eden bâzirgânların da maden külçeleri, akik taşları, misk, Torku denilen ve beyaz deve tüyünden mamul olup parçasının fiyatı en aşağı 50 dinar eden kıymetli kumaşlar ve çeşitli ihraç maddeleri vardı. Şah, elçiyi yakından sorgulayarak üstünlük tasladı. Bar Habraeus’a göre Moğol elçisi bu durum karşısında altta kalmadı: “Bundan böyle dünyanın tüm ülkeleri arasında barış olmasını ve tüccarların korkmadan gelip gidebilmelerini, zengin ve yoksulların barış içinde yaşayabilmeleri ve Tanrıya dua edebilmelerini emrediyoruz” dediğini bildirilmektedir. Ukuna’nın başkanlığındaki Moğol elçilik heyeti 450 kişilik ticaret kervanıyla birlikte, Harezmşahlar devletinin hudut şehri olan Otrâr’a geldiği zaman vali tarafından durduruldular. Otrâr valisi, Terken Hatun’un akrabası, Nesevî’ye göre Sultanın dayızâdesi, Ebû’l-Gazi’ye göre Terken Hatun’un amcası oğlu olup, Gayir (veya lâkabını taşıyan Yınâl (İnâl) veya İnalcık idi. Maiyetinde 20 bin süvari vardı. Gelen kafilenin bütün mallarına el koydu ve hepsini katletti, zengin mallara el koydu. Kervanın katledilmesi konusunda iki farklı görüş bulunmaktadır; ilk görüşe göre vali bunu açgözlülükten dolayı yaptığını söylerken diğer bir görüşe göre ise kervanda casuslar olduğunu söylediği için hükümdarın emriyle yaptığı yönündedir. Ancak kaynaklarımız istisnasız cinayet diye bildirdikleri bu katliamda hepsi Müslüman olan tacirlerin Kayır-han’ın servet hırsına kurban gittikleri konusunda hemfikirlerdir. Ancak Sultanın ne dereceye kadar bu katliamın içinde olduğu konusunda ise bir ayrılık görülmektedir.

Otrar faciası ile Muhammed Şah’ın karşı karşıya kaldığı meseleler ciddi bir şekilde gelişim gösterdi. Çünkü Şah iki suç işlemiştir, Moğolların bir elçisini öldürmüş ve ticaret anlaşmasını bozarak savaşa davetiye çıkarmıştır. Moğollar bu cinayetlerin ve küçük düşürülmelerinin intikamını almaktan geri kalamazdı. Cengiz Han, ordusunu Çin savaşına hazırladığı özenle hazırlamıştır. Barthod’un 150.000 ile 200.000 kişi, Müslüman kaynaklarında ise 600.000 ile 700.000 kişi olarak tahmin ettiği çok büyük bir ordu toplamıştı. Bu dönemde Moğollar kaleleri hücumla almaya muktedir olmadıkları görülmüştü. Şayet Muhammed’in stratejisinin sebebi buysa büyük bir hata yapmıştı. Çünkü Cengiz Han’ın emrinde ona yardıma amade Çinli askeri mühendisler vardı. Moğolların Türkistan seferinde kullandıkları mancınık gibi bazı muhasara makinelerini gerçekten Çin’den mi getirdikleri yoksa mahallinde Çinlilerin nezareti altında Müslüman teknisyenler tarafından mı yapıldıkları açıklığa kavuşmamıştır. Bilinen husus bu makinelerin birçok kere kullanıldıklarıdır. Makineler kullanılmadığı zaman Moğollar, Otrar ve Buhara gibi müstahkem şehirlerin muhasarasında hendekleri, toprak ve taşlarla doldurmak ve surlara yaklaşmak için yollar yapmak gibi daha basit çareler ve taktikler kullanıyorlardı. Muhtemelen bu işleri Çinli mühendisler veya Çinlilerin eğittiği Moğollar yönetiyordu.

Cengiz Han 1219’da ordunun yönetimini eline almak için Balkaş Gölü’nün güneydoğusuna Karluklar bölgesine geldi. Harezmliler istila olasılığı karşısında paniğe kapıldılar. Birçok kişi Muhammed’e hücum etmesini önermişti. Şah, Fergana geçitlerini ve Sır derya hattını savunmak için birlikler yerleştirerek imparatorluğun kuzey ve kuzeydoğusunu güvence altına almaya, merkezi düzenini, Semerkant’ı hareketli bir kavşak olarak alıp Maveraünnehir’e yerleştirmeye karar verdi. Cengiz Han Otrar önlerine Eylül 1219’da geldi ve burada oğulları Çağatay ve Ögedey’i on binlerce asker ile Otrar’ın ele geçirilmesi için bölgede bıraktı. Cuçi’yi Hocent yönünde, Tuluy’u ise Buhara taraflarına gönderdi. Otrar’ın muhasarası beş ay sürdü. Nihayet kent Moğollar tarafından çevrildi ve halkı esir alındı. Otrâr kalesi tamamen tahrip edildi. Yaşı genç, güçlü olan kişiler canını kurtarmış ve yardımcı sıfatı ile Moğol ordusuna alındı. Sadece sanat erbabı yerlerinde bırakılmıştı. Ele geçirilen ve tutsak edilen İnalcık Cengiz Han’a gönderildi ve orada Kök Saraydâ öldürüldü Nesevî’ye göre, Cengiz Han İnalcık’ın gözlerine ve kulaklarına eritilmiş gümüş akıtılmasını emretmiştir.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore et dolore magna aliqua.

Criteria In Perfect Bride – Updated

Perfect Date Ideas and Perfect Date Ideas – The Perfect Combination

The vast majority of males search for girls that happen to be gorgeous and even incredibly hot looking. In addition , they tend to note essentially the most attractive females regardless of their own appearance. Many women and males notice that playing a favourite sport activity together is a great method to get to know each other. Lots of women are looking for men in another country as they are aware of all of the benefits foreign men have and that’s precisely the the reason why they prefer to enroll at the greatest internet dating sites ever. When approaching attractive gals, always remember woman visiting attractive gals, that happen to be among a form exceptional. When you’re coming attractive ladies, deal with that as the overall most crucial task in your palm at this time. Whatever you must understand is of which buying a proper lady may take the entire everyday life.

Dating is electronic digital these days, however you ponder over it. It is just a part of to get the relationship. No-one would want to invest an excessive amount of over a very first date. There is an assortment of items to be aware of when planning the optimal time. Regardless of what you select for your forthcoming date, typically the honest touch goes the ways. In the seek out an anticipated particular date, an increasing number of people are switching to a lot less conventional procedures.

Whether or not you meet up with on the net, on the job or even really bar, e mail is at a be an important component of the majority of connections, and therefore you need to be ready to manage a web partnership. Internet dating is easier as you can meet fresh women without going out of your current apartment or workplace. Internet dating gives an effective remedy to some severe issue. Online dating is simply the best thing which ever took place to introverts. Because of this, it’s more complicated to evaluate a possible complement online.

Things You Won’t Like About Perfect Date Ideas and Things You Will

Diverse dating sites give full attention to numerous forms of associations, thus select the one that spots the type of connection you happen to be interested in choosing. Over the last few decades, online dating services have come to be a incredibly hot phenomena because of their simplicity of use together with accessibility, giving users the chance to publish a private profile and reach out to millions of potential matches from the other side of the world. There might be a web dating webpage for everyone out there. The most effective online dating sites will work difficult to provide a lot of valuable information about and also the and international acquaintances to boost your possibilities for success.

If the website is not really rendering the proper lover then you have to keep of which site and head to another one. The maximum absolutely free dating sites are the types which offer you just about every prospect regarding doing well with no invisible charges or different limitations. When you’re choosing the best dating sites for your requirements, there actually a couple of necessary aspects to bear in mind that is able to help you make a great option. You are able to also have a look at sites that provide superb delete word first goes. Most dating web pages cater to distinct demographics and might not have what exactly if you’re searching for. At present, lots of internet dating internet sites are readily available to supply https://perfect-bride.com the proper match based upon your needs.

Critical Aspects For Eastern European Women info In The Uk

You may want to express your own real guy as you desire to look whole or else you wish to look and feel beloved. Your real guy will certainly show itself towards yourself. Your soulmate are going to be your own leading man. The real guy will not be mainly because argumentative if discussing together with you that could correct your conversation concern. Your soulmate defintely won’t be terrified to develop limitless energy along with you. Your current soulmate will likely be a new ceaseless flow of thrills. Sure, it could simple for a new real guy in order to injured you.

What you may can do in order to improve your connection or even help it become better get it done! Make an effort to keep in mind that each individual, couple, together with partnership differs. Soulmate interactions are supposed to uplift people, even though two flame partnership are created to challenge us.

Come back along with your listing besides once you choose a partner, but as your own romantic relationship advances, Lewandowski declares. Therefore , in case your partner is usually had by the astrology hint of Virginidad you might be facing a handful of concerns. Somebody just who likes to live in typically the shadows definitely will force you to definitely really look unfulfilled.

The Pain of Building Relationship

To attract the real guy, you need to take pleasure in and even understand what kind of man or woman an individual has already been, you nowadays, and the kind of individual you would like to come to be. An individual is not able to finish off his / her objective anytime exclusively. If they are bad by communication, that could result in a lot more destruction made for their enterprise as compared to any other problems prepare yourself. one person should worship the other in this way a robust plus eternal marriage is established in between you both. You begin to be able to confide in that individual. Get https://www.easterneuropeanwomen.info/belarus-women/ started lifestyle your very best daily life at the moment and you should turn out to be super-attractive to ensure that extraordinary person will probably be in a position to spot a person in a very market. To get a fine individual with so many excellent what you should provide.

Who Else Wants to Learn About Building Relationship?

Anytime both males and females expend a terrific portion of all their day-to-day lives alongside one another, there is also a very big likelihood regarding falling in enjoy. You then have a distributed mission anytime, perhaps a result in, a job, or maybe the launch of the loved ones. You start to obtain the facts which are missing in your own life outside the house job.

The Tried and True Method for Building Relationship in Step by Step Detail

Give strong thought about what you desire to produce you know. Be sure to concentrate about what kind of particular person you have to do prefer that you are experiencing, in place of to the specific you don’t need to. No person goes thru your life identical personal. Appreciate the awesome person who you can commit your own together with. Imagine all the good manners when you can easily get ready and your life to stay fantastic stance using your most suitable spouse. Make-believe that you’re most likely thus content with the really enjoy existence a person attention if anyone reacts to the online dating user profile.

The Battle Over Building Relationship and How to Win It

Last Ideas on The Real guy When you truly are looking for really enjoy and would like to notice that individual that it is possible to your time remainder you will with, don’t forget that it can be A PERSON just who produces match ups. In case you are well prepared pertaining to adore, among the best things that you can do is get dropped inside day-dreaming about your great partner. Mainly because it occurs, in terms of unearthing true love, time just isn’t great by any means.

Here’s What I Know About Building Relationship

You have to do all you can in order to make-believe a person get take pleasure in. Ensure that you really are wide open to get adore and prepared to some sort of romantic relationship with all your true love. Afterward enjoy and even lifestyle would be basic.

19 Reasons Why Ukrainian Girls Are Overrated

Ones Love Lead – Feng Shui Leader Reveals 3 Ways to Improve Your Like Luck interior Rooms

If you are single trying to get the best meet suitable for you in which case you should certainly go on a peek to help you dating websites. With the fantastic variety of people moving into this kind of planet may possibly all of these websites literally work to assist you in finding and judge the best and if certainly not perfect, (just almost perfect) person on your behalf regardless ones geographical locale or what ethnicity you belong to.

If not only one of the explanation stated above fits your situation, in that case there’s a good quality chance an individual in a romantic relationship. More than very like your basically ‘joiningno or you could be a friend with bonuses. Basically the 2 main, joining as well as friends by means of perks, so that you are a specific thing you need to do if you locate nobody many people truly want that they are with consequently or the a single they will become with is normally interested in being with them. Any time that you’re on the lookout due to this someone to build special someone to you personally, this is the danger signal they will may in no way.

You need to love that the Asiatische bride can certainly produce designed for husbands can’t be matched up with the. The idea can be described as lot drier plus the attention factor is normally significantly higher in case of Asians. They are much more devoted to his or her’s husbands and like to such as cheerful family life more than anything else. They can be excellent once cooking can be involved and if he or she be on almost any routine activity, some may often find a way to contain their residence hold work done which for the simplest way they will. They are simply an important delicacy as well as within the perspective and also to remain with. There’re additional varied and should help their partners in regardless which way they can. additional info

Well-meaning friends might provide you with advice to take the woman’s out and possess to recognize the woman’s better. Should your lady love likes German cuisine, opt for a cafe serving German food. Pre-book a dinner table for two main main inside classy restaurant. Impress her together with your gentlemanly ways by taking out an important chair being with the girl’s, placing your order for any foodstuff the lady with individual with and openly posting / playing substantive conversations. Fast Programs Of https://articles.bplans.com/easy-tips-help-small-businesses-build-strong-media-relationships/ – The Facts

Actually where landmass Chinese females contain concerns, typically they will often not get incredibly flexibly minded whatsoever. Many will be expecting their ex-boyfriend to work in a manner befitting a Chinese beau, nevertheless if a superb Chinese language boyfriend could think such behavior is normally excessive and unreasonable; why’s it who a westerner is usually expected to make sure you simply settle for this?

Collection 101 — How to Be described as a Challenge to hold Her Interested

The volume of people participating in via the internet paid out dating sites is normally increasing throughout the years. Through end in 2009, Us citizens spent in excess of $500 million regarding personal advertising good Web based Publishers Association (OPA). Hitwise Inc. released with November 09, you will discover about beyond 1, 000 life style and paid off dating sites. By means of so many choices, you can actually evaluate which product people wish?

The net has made available an awesome probability to meet new persons for love and solidarity. Technological advancements on payed off dating sites right now offer clients the possibility of concentrate on various things; including era and individuality. This allows for singles to determine other folks who share similar pursuits, values, faith based preferences, and goals. Online dating is starting to become and so convenient you could small pursuit which has a specific localized zip code.

Realize it’s a huge, sites designed for African snail mail order girls have received an inadequate recognition. Many of them usage fake information information. For example, any ladies publicized independently pages and posts are imitation. The images could have been stolen together with the info has really been fabricated. These kinds of sites furthermore have a fantastic reputation for the purpose of thieving plastic card material. To main it all away, in addition usually tend to command massive association fees. A lot of such online sites are literally recognized to price around $50 to make contact with each one woman. Make use of these sites and do not just might you should lose cash, on the other hand, you will probably be priced at you point in time by intending to make contact with a friend or relative who do not occur!

Hug time — Your sleeping quarters has grown increasingly being shared every day. And if your living space employed to help as a great office or perhaps your your own get together area prior to, it’s important to move many activities even to another area inside the house. Provide cuddling and intimate situations with the bedroom. Make bed that prevalent spot where you could genuinely be your self and help your union grow. It is essential that most people continue a vicinity in your home which is distributed and that you just just isn’t territorial.

There was exchanged illustrations or photos, but also from reality, it wouldn’t have mattered what she appeared to be once i finally would return stateside. I preferred her cardiovascular system. Being forced to make sure you trust that intellectual and also psychologically and mentally. but not cheating considering the physical facet of online dating engineered a stronger bond and love among us as opposed to I reckoned possible. Previous to her, serious about my personal fan currently being my own best friend is a international concept, in recent times, When i realize should you actually would like a strong union, it’s necessary.

Which will dating sites literally work

Lengthy Distance Relationship Tips: The right way to Keep the Shoot Alive

Good, paid back dating sites possess not likely been overlooked in relation to checking out technology. This really is so designed for Christian word wide web dating sites that are obtaining popularity. Computer systems, with online connections, can certainly generate both males and females hunting for Mr. or Mrs. Right to make this happen together with the mouse click of control keys. Christian web-based dating solutions allow this kind of by applying members through the night. your database just where members so, who fit particular descriptions happen to be displayed when ever a preview may be searching for anyone to go out with. This is one way of meeting that love you can make.

The moment you are in an long-distance relationship, you may be essentially blind towards whereabouts of this special someone, unless they often explain in which they are in any other case you be a stalker and record them down each and every day (that may be gonna be bizarre, plus). Basically, the relationship all of the comes down to getting true to make sure you your better half and trusting all the crooks to do the same with most people. These things, nonetheless, will be difficult to execute nonetheless are easy to precise.

You will find there’s direction effects between people being consumed by you and how we have an understanding of yourself. When you keep placing yourself straight down and telling everyone in your area which usually of a loss you imagine that you have got turned out to be, then persons you go to definitely will treat most people with similar disregard. Take care of your dress up, ones epidermis together with your your hair when these will be visual symptoms of ways well you recognize yourself. Walk by means of certainty even when sentiments of despair or fear throughout you could tempt that you just accomplish otherwise. At the time of accelerate dating, these types of first opinions play a major place in analyzing whether notice an added particular date a person.

To be a success with online dating services, there is something you must perform. First off, it is important to publish a graphic. That will surely elevate your chances meant for fulfillment matched against going about a web site incomplete any snapshot. Remember that people are as well lazy to help you simple read profiles many are actually just simply analyzing. They will like to evaluate the experience first i want to give you. Without a photograph, the prospect of you ever before getting uncovered is certain to greatly reduce because many of those paid back dating sites will probably position the information at the end inside the list using the profiles with out a photo. At all times upload a presentable graphic and make sure it is joining your downline, not a few handsome bloke will you regardless if it’s merely closely resemble most people. Honesty ‘s still often the best plan.

Can i Find My own Soulmate?

Thinking of connected to a long travel time relationship? Think you’re concerned with methods to possess great effects? Searching for tips that can to bring about the relationship function? Long travel time relationships grown to be extra widespread since online dating happens to be hence well was given. Still effortlessly the fact that distance among you, it will always be virtually all to easy to drift apart. These pointers will become successful. https://yourbride.com/jpeoplemeet/

That success belonging to the on-line seeing industry ensures that people want to see a lover, or find some man, or obtain a lady. A lot of people are searching absolutely adore that may be extremely sad precisely as it means they think who something is certainly missing shut off their lives and don’t be aware of they’ll have most they really want with these kinds of to come to be happy, at this time.

To go out with and also not presently this can be the question- You both has to concur with that. You will want to go over whether you will find many people as well as if this could be probably an important monogamous union. If you do concur with an empty marriage consequently you’ll also needs to focus on a floor rules of those various other relationships. There has to be a definitive path that cannot be crossed.

Youngsters happen to be referred to as by stereotypes increasingly being generally indifferent to everyone about them. More often than not, it’s whatsoever they bother with which usually matters most inside their mind distinct from everything else. Thus if a youngster occurs in absolutely adore, their world might revolve around that one someone. This could be perilous as students are exceedingly impulsive beings. They get those things they desire than take into account the aftermaths of which. In the event that someone you’re sure wish to go into the likes of connections (especially world-wide calls ones), make it possible for them currently have the best information. If you are most of the senior, dad or mum or mother or father, generally be there meant for the kids. They may take situations into their own personal hands and sometimes, it is rarely beneficial.

Just be absolutely obvious on as to why you prefer to end the relationship. The primary reason which usually comes to imagination is typically not this particular motive. That’s the basic step take into consideration. Once you gain quality on who, the next thing is increasingly being honest alone. Meaning when you have “the talk” with your boyfriend/girlfriend please ensure that you are increasingly being 110% honest by means of ourselves with these individuals. Like they always mention, “Honesty Is better Policy. inch

ŞEYH SAİT İSYANI (PİRAN OLAYI-GENÇ HADİSESİ)

Erken patlayan bir kurşun ile adı Piran veya Genç Hadisesine olarak anılan Şeyh Sait İsyanı 13 Şubat 1925’te Ergani’ye bağlı Piran köyünde patlak verdiğinde, özellikle gazete ve dergiler bunun basit bir eşkiyalık olayı olduğunu yazmaktaydı. Hatta dönemin başbakanı Fethi Bey dahi bunun çok büyütülecek bir hadise olmadığı kanısında idi. Fakat bilinmeyen yahut tahmin edilemeyen nokta – ya da görmezden gelinen- bunun hala çözülememiş olan Musul meselesine bağlı, İngiliz destekli ve çok uzun süredir planlanan bir ayaklanma olduğuydu. Dönemin vekillerinin ve bir kısım ileri gelenlerinin bunun yabancı destekli bir olay olmadığı konusundaki ısrarlarının “isyancılar neden o halde hudud bölgelerinde değiller” savunmasına bağlamaktaydılar. Peki kimdir bu irtica hareketinin ismi Şeyh Sait; Şeyh Sait’in dedesi Şeyh Ali Septi Diyarbakır’ın Septi köyünden gelerek Palu’ya yerleşmiştir fakat bir süre sonra buradaki beyler ile arası açılınca Erzurum Hınıs’a göçmüştür. Bu arada evlenmiş ve Hınıs’a göçünden bir süre sonra buradaki beylerin de yardımı ile Palu’ya dönmüştür. Nakşibendi şeyhi olan Ali Septi’nin beş oğlundan biri olan Şeyh Mahmut, Şeyh Sait’in babasıdır. Mahmut, babasının ölümü üzerine Hınıs’a dönmeye hazırlandığı 1865 yıllarında Şeyh Sait doğmuştur. Aile Hınıs’a tekrar göçmüş ve Sait eğitimini bura da tamamlamışır.

Genç ilinin Ergani ilçesine bağlı Piran köyüne bir sabah bir kafile atlının geldiği görüldü. Kafilenin başında bulunun sakalı kınalı ve başında yeşil takke etrafına sarılmış beyaz sarığı olan kişinin bir şeyh olduğu anlaşılıyordu. Zira bu köyde Şeyh Sait’in kardeşi Abdürrahim oturmaktaydı. Köyün ileri gelenlerindendir. Köy halkı fakir olmakla birlikte cehalet de halkı esir almış durumda idi ki şeyhlik müessesesi oldukça etkili bir durumdaydı. Şeyhin bu yolculuğundaki bazı özellikler gözden kaçacak gibi değildi zira her zaman Hınıs’tan Palu’ya en kısa yolardan gidip sadece bir kaç atlı ile yetinen Sait bu defa gezerek ve her yerde halkı Cumhuriyet’e karşı kıyama davet ederek gidiyor ve her geçtiği yerden adamlarına adam ekleniyordu. Bu faaliyetlerine uzun zaman devam eden Sait’i bir öğretmen yetkili merciilere bildirmişti, haliyle durumdan Ankara’da haberdar olmuş ve durumu daha sonra Şeyh Sait ve avanesiyle yargılanacak olan dönemin Genç Valisine sormuştu. Vali Şeyh Sait’in her yıl yaptığı gibi bu yılki ziyaretinin de ecdat ziyareti olduğunu bildirmesi üzerine Şeyh Sait daha rahat hareket etmiştir.

İsyanın planlanandan erken patlamasının sebebi Şeyhin adamlarının içinde cinayetten aranan suçluların bulunması ve Şeyh Sait’in bunları jandarmaya teslim etmek istememesidir. Şeyh Sait daha önce yine İngiliz destekli oılan Nasturi isyanında da etkin rol oynamış fakat sadece tanık olarak ifadesi alınmıştır. Bu durumdan dolayı tutuklanmaktan da korkan Sait jandarma ile pazarlık yapmış fakat sonra küçük bir müfrezeden oluşan jandarma ve onu idare eden bir subayı tuzağa düşürerek iki ateş arasında bırakmıştır. Bu suretle 13 Şubat günü isyan Piran’da patlak vermiştir.

İsyandan bir süre önce İsmet Paşa hükümetten çekilmiş ve yeni hükümeti Fethi Bey kurmuştu. Muhaleffette Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası bulunmaktaydı. Bu fırkanın başında bulunan Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy gibi birinci dereceden sorumlular Cumhuriyet düşmanı değillerdi fakat Cumhuriyetin ilanı gibi büyük yeniliklerin yapılmasını erken buluyorlardı. Muhalefeti asıl karıştıranlar din siyaseti ile ortalığı karıştırmak isteyen gerici, padişahçı, hilafetçilerdi. Hatta bu yüzden Fethi bey TCF ileri gelenleri ile bir görüşme yaparak partilerini kendilerinin kapatmasını bile istemiştir. Şeyh Sait İsyanını Başbakan Fethi bey ve ekibinin ısrarla mahalli bir durum olduğunu bir isyan olmadığını savunması ve aldıkları tedbirlerin mahalli olması üzerine İstanbulda bazı basın organlarının yine din adı altında bu kazanı kaynatması Ankara’yı git gide daha hararetli tartışmalara sürüklemekteydi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün daveti üzerine İsmet Paşa yeniden Ankara’ya dönmüştü mecliste yapılan görüşmeler sonucunda Sıkı Yönetim kararı alındı ve Hıyanet-i Vataniye Kanuna ek maddeler konulması ittifak ile kararlaştırıldı.

      Seyit Abdülkadir; Kürt Teali Cemiyeti fiili başkanı, Cumhuriyetin ilanından sonra cemiyet kendisini feshetmişti fakat aslına bakıldığında yerüstünden yeraltına geçmişlerdi. Yine başında Seyit Abdülkadir bulunmaktaydı ve isyan için hazırlıkları yaparken görüşmeleri doğrudan Seyh Sait ile değil oğlu Ali Rıza ile yapmaktaydı. Zira Şeyh Sait şsyanı başlatmak için iki oğlunun da yanına dönmesini beklemişti. Cemiyetin adamı olan Kör Sadi İngilizler adına Mr. Templen ile görüştüğünü sanarken aslında bir Türk ajanı olan Nizamettin bey ile görüşüyordu. İsyan için maddi destek istemekteydi. İşin komik yanı kendisini Mr. Templen olarak tanıtan Nizamettin Bey ingilizce bile bilmeyen fakat çok iyi İngilizce konuşuyormuş gibi taklit yapan bir Türk ajanıydı ve uzun uğraşlar sonucu Kör Sadi’nin güvenini sağlamış Seyit Abdülkadir ile dahi görüşmüş kendilerine asılsız çek bile vermişti. Şeyh Sait cephesinde işler  isyancıların lehine ilerliyordu, gittikleriyerleri kolayca ele geçiriyorlardı tabii bunda verdiği vaazlarda “din elden gidiyor, şeriat isteriz” sloganlarının ve gittikleri yerdeki halkın cehaletinin etkisi oldukça fazlaydı. Şeyh Sait gittiği yerlerdeki şeyhlere ve aşiret ağalarına Emir-ül Mücahidin imzalı mektuplar göndererek, hükümetin ve Mustafa Kemal’in dinsiz olduğunu, yeni rejimin ülkeyi çamura sürüklediğini ve her müslümanın buna karşı savaşmasını söylüyor müslümanları “cihada” davet ediyordu. Söylentilerle Abdülhamit’in oğlu Selim Efendinin gelip Hilafeti yeniden canlandıracağı da yayılmakta, isyan bölgesindeki halkın dini ve manevi duyguları sömürülerek kendilerine mukavemet etmeleri engellenmekteydi. Çok geçmeden halk bunun farkına varacaktı çünkü isyancılar gittikleri yerlerde yağma, talan, tecavüz gibi suçlar işlemekteydi. Şeyh Sait ve avanesinin asıl hedefi Diyarbakır’ı ele geçirmekti, Diyarbakır kuracakları Kürdistan Krallığının başkenti olacaktı. Cizreye yürüyüp burada İngilizler ile fiilen temasa geçmek gibi bir niyetleri vardı fakat Diyarbakır’ı alamadılar. Diyarbakır isyancılar için dönüm noktası olmuştur. Şeyh Sait’in silahlı kuvvetlerine karşı burada top kullanılmıştır ve bu Sait’in adamlarının çil yavrusu gibi dağılmasına neden olacaktır.

Bu süreçte Ankara’da Başbakan yeniden İsmet Bey olmuştur. Takrir-i Sükun Kanunu çıkmış ve ciddi tedbirler alınmıştır. Bazı basın organları kapatılmıştır. Ankara da ve Doğu bölgesinde iki adet İstiklal mahkemesi kurulmuştur. İsyanın detaylı olarak uzun süredir planlandığının göstergeleri ise Çapakçur, Varto, Palu,Han, Silvan, Lice, Piran gibi isyan bölgelerinde buraları yönetecek şeyhlerin belirlenmiş olması ve sonrasında Diyarbakır’da bulunun; İngiliz silah fabrikası broşürleri, mektuplar ve çeşitli belgelerdi. Şeyh Sait’in birlikleri köşeye sıkıştırılmştı. Kalan isyancılar Genç dağlarının eteklerinde asker ile çatışmaktaydılar. Nihayet Şeyh Sait 15 Nisan’da Varto’da teslim alındı.

Doğu Bölgesi İstiklal Mahkemesi; Diyarbakır’da kurulmuştu. Sinema salonundan bozma bir mahkemede yargılamalar başlamıştı. Mahkemeler esnasında şeyhlerin bir çoğu birden “Cumhuriyetçi” kesilivermişlerdi. Hepsi suçu birbirine atıyor, “kandırıldık” ya da korkutuğumuzdan Şeyh Sait’e katıldık diyorlardı. Seyit Abdülkadir, Şeyh Sait’i tanımadığını, oğlu Ali Rıza’yı da bir kaç kez gördüğünü iddia ediyordu. Nithekim Kör Sadi ne var ne yoksa hepsini anlatmış ve hataya düştüklerini söylemişti. Yargılamalar esnasında Şeyhlerden kişisel olarak en çok ilgimi çekenlerden birisi Şeyh Şemdeddin’in  sorgulaması ve verdiği cevaplardı. Şeyh Şemseddin yüzünde sürekli peçesi olan bir Nakşibendi şeyhidir. İddiasına göre o bu isyan ,lk çıktığı zaman Cumhuriyet taraftarıdır, yetkili merciilere  durumu bildirmiştir hatta Şeyh Sait hakkında fetva bile yayınlamıştır ama ne yapsın korkudan onlardanmış gibi görünmek zorunda kalmıştır. Aslında bu iddiaları nispeten doğrudur da fakat iki yüzlü şeyhimiz isyanvıların kazanacağına inandığı için onların yanında saf tutmuştur. Bu noktada Şeyh Şemsettin üzerinden şu konuya değinmek isterim, Şeyhimizin hikayesi şudur; Babası öldüğü zaman üvey annesi ile evlenmiş ve şikayet edilmiştir. mahkemede üvey annesinin eşinin öz babası olmadığını söylerek kurtulmuştur. Kendisinin 4 eşi, tekkeleri, oldukça da müridi vardır. Yüzüne koyduğu peçenin sebebi sorulduğunda sıcak havayı bahane eden şeyh aslında bunu tekkesindeki zikirler sırasında müritlerini kandırmak için kullanıyordu. Bir kere onun huzuruna ayakta girmek yasaktı, yere kapanarak yanına gelen müritleri, köpek gibi uluyarak şeyhlerine saygılarını gösterirlerdi. Bu zikir sırasında müritleri öyle kendinden geçmektedirler ki bir süre sonra şeyhin adamlarından biri -Allah’ın yüzünü göster ey şeyh- dediği zaman Şemseddin peçesini açar ve müritleri Allah’ın yüzünü gördüğünü sanar hatta bazıları bayılırmış. Sözün özü tekke ve zaviyelerin kapanmasındaki asıl sebep bu gibi üç kağıtçı şeyhlerdir.

Sonuç olarak tüm sanıklar bu işe zorla girdiklerini aslında rejimden, Cumhuriyetten memnun olduklarını iddia ediyorlardı. Şeyh Sait bile inkar ediyor isyanı başını çekmediğini, öyle denk geldiğini, Allah ve şeriat yolunda böyle bir işe kalkıştığını, gazetelerden okuduklarına inandığını anlatıyordu. Tabii birde altınları vardı ki bu durumda bile teslim olduğu sırada üzerinde olan altınlarının eksik olduğunu onları istediğini söyleyip duruyordu. Şeyh Sait’e soruldu; madem bu kadar dinine hürmetkardın o zaman neden Yunan’a karşı durmadın? Şeyh efendinin tabii ki buna da bahanesi vardı o zaman göçmendik durumumuz elvermiyordu diyordu. Yaptıkları çoğu şeyi inkar edip, yaşlılığından, cahilliğinden yahut kaderden olduğunu iddia ediyorlardı. Nitekim belgeler, imzalar her şey ortadaydı. Kara verilmişti, iki ay süren mahkemelerin ardırndan cezalar kesilmişti. Vatana ihanet eden, din adı altında halkı kıyama sürükleyen,müslümanı müslümana kırdıranların, genç Cumhuriyet yaralarını ancak sararken yabancıların maşası olarak ekmeğini yediği topraklara ihanet edenlerin cezaları kesilmişti.  Önce Kürt Teali Cemiyeti başkanı Seyit Abülkadir ve Kör Sadi’ninde içinde bulunduğu 6 kişi idam edildi. Bir ay sonra da Şeyh Sait ve 46 kişi daha aynı sonu yaşayacaktı. 28 Haziran’ı 29una bağlayan gece Diyarbakır tedirginlik içindeydi Şeyh Sait’in idamı esnasında depremler olacağı söylentisi yayılmıştı şehirde, fakat o gece sabaha karşı 47 vatan haini sessizlik içinde idam edildiler.

Tarih denen ilim geçmiş ve gelecek arasında bir köprüdür, tarih en iyi erken uyarı sistemidir. Geçmişte olan olaylardan ders alıp, geleceğe sağlam adımlar atmak bizim elimizde bu yüzden her Türk evladının tarihini bilmesi gerekmektedir. Ancak bu sayede Şeyh Saitlerin türemesine karşı önlem alınabilir.

Fadime ÇETİN

KAYNAKLAR:

1-Şeyh Sait ve İsyanı/ Metin TOKER 1998- Ankara

2-Doğu İlleri ve Varto Tarihi/ M. Şerif FIRAT 2013-İzmir

3-Türk İnkılâp Tarihi/ Doç. Dr. Mevlüt ÇELEBİ 2012-İzmir

Cengiz Aytmatov’un “Dağlar Devrildiğinde” Adlı Eserinde Kader Ve Kadercilik Algısı

  Yüzyılımızın en büyük romancılarından biri olarak kabul edilen Cengiz Aytmatov’un eserleri geniş okuyucu kitlelerine ulaşmasının yanı sıra pek çok bilimsel çalışmaya da konu olmuştur. Özellikle Çağdaş Türk Edebiyatı alanında Aytmatov’un romanlarında ele aldığı konular, canlandırdığı tipler, zaman ve mekân algısı, kültürel belleğe gönderme yaptığı motifler çeşitli vesilelerle araştırılmıştır.

Cengiz Aytmatov’un romanlarında dikkat çeken hususlardan biri de tiplerin kaderle olan ilişkileridir. Özellikle “Cemile”, “Gün Olur Asra Bedel”, “Beyaz Gemi”, “Dişi Kurdun Rüyaları” gibi romanlarda, tiplerin kadere karşı bir başkaldırı içinde olduğu izlenmektedir. Hatta bu baş kaldırıya Aytmatov’un yarattığı tiplerin yanı sıra tabiatın da katıldığı hemen fark edilmektedir.

Cengiz Aytmatov’un son eseri olan “Dağlar Devrildiğinde” romanında ise bu durumun aksi bir yönde geliştiği görülüyor. Bu bildiride yukarıda anılanlardan yola çıkarak “Dağlar Devrildiğinde” romanındaki kader algısının ne şekilde romana yansıdığı yazarın önceki romanlarıyla karşılaştırılarak incelenecek ve yorumlanacaktır.

Cengiz Aytmatov, kader, kadercilik, tabiat-insan ilişkisi

Yüzyılımızın en büyük romancısı sayılan Cengiz Aytmatov’un çalışmaları, çok sayıda okur olarak haftaya ulaşarak, birçok bilimsel araştırmanın konusu olmuştur. Özellikle çağdaş Türk edebiyatı alanında Aytmatov’un göbekleri issiyelerle uğraşır, oynadığı zaman ve mekânın algısı, kültürel belleğe gönderme niyetleri birkaç akosyon üzerinde araştırılmıştır.

Göbeklerdeki dikkat noktalarından Cengiz Aytmatovone, tür ilişkilerinin kaderidir. Özellikle “Cemile”, “Gün Olur Asra Bedel”, “Bweyaz Gemi”, “Dişi Kurdun Rüyaları” nın yanı sıra göbekte, türünün kaderine adanmışlıktır. Nitekim, Cengiz Aytmatov isyanının bu türden bir ilavesi, şimdi doğa tarafından katılmıştır.

Cengiz Aytmatov’un en son eseri olan “Dağlar Devruğu” na göbeğinde bir başka yöne bakacak şekilde gelişiyor. Bu “Dağlar Devruğu” ifadesinden, göksel kader algısının, yazarın bir önceki romanıyla karşılaştırılarak nasıl yansıtıldığına bakıldığında, göbek incelenecek ve yorumlanacaktır.

Cengiz Aytmatov, destiny, fatalism, nature-human relationship

 

 

Dünya tarihinde, 1950’li yıllara gelindiğinde tüm dünya edebiyatları Cengiz Aytmatov gibi büyük bir yazarla tanıştı. Öyle ki, hem Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) işgali altında, büyük problemler yaşayan hem de 2.Dünya Harbi’nden dolayı birçok acılar yaşamış Kırgızistan’ın bozkır köy hayatından böyle büyük bir yazarın çıkacak olması tüm dünyayı şaşırtacaktı. Bunun bir göstergesi olarak ise, Aytmatov’un, Moskova’da henüz Gorki Edebiyat Enstitüsünde eğitimine devam ederken, 1958 yılında yazdığı “Cemile” adlı uzun hikayesini Fransızca’ya tercüme eden Louis Aragon, bu eserden, “dünyanın en güzel aşk hikayesi” olarak bahsedecekti.

Aytmatov’un hayatı boyunca verdiği tüm eserlerine yansıtmış olduğu, hatta eserlerinin birçoğuna yön vermiş olan, kadere ve kaderciliğe bakış  açısını incelemek ve anlayabilmek için, ilk dönemlerinden başlayarak, bu büyük yazarın hayatını irdelemek gerekir.

Cengiz Aytmatov, 12 Aralık 1928’de Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e bağlı Şeker köyünde doğduğunda, babası Törekul Aytmatov, aydın bir memur ve Parti üyesiydi. Ancak, kendisi, Türkçü aydınlardan olduğu için, Stalin tarafından ‘halk düşmanı’ olarak ilan edildi ve kendisiyle birlikte 137 ilerici-Türkçü aydın, kurşuna dizilerek idam edildi. Aytmatov ise, babasına atfedilen sözde vatan hainliğinden dolayı, yıllarca kendisine vurulan ‘halk düşmanının oğlu’ damgasıyla büyümek zorunda kaldı.

Hiç şüphesiz bu durum, Cengiz Aytmatov’un hayatının daha ilk yıllarında olmasına rağmen, kadere, hayata ve hayatın getirdiklerine olan bakış açısını bir anda ters düz  etmişti. Bu sarsıntıyla birlikte okula başlayan Aytmatov, annesi Nagima Hamzayevna Aytmatov’un çeşitli memuriyetliklerde çalışması sebebiyle, daha çok babaannesi Ayıkman Hanım’ın yanında kaldı ve ondan dinlediği Kırgız kültürüne ait ninniler, masallar ve efsanelerle yetişti.

Burada şu noktaya özenle değinmek gerekir: Aytmatov’u edebiyat dünyasında büyüten iki büyük faktör vardır; bunlardan biri sanatçı kişiliği, ikincisi ise, beslendiği kendi halkına ait kültür dünyasıdır.

Yazarın, özellikle büyüme döneminde babaannesinin yanında, Kırgız halk kültürünün bütünüyle korunduğu ve yaşatıldığı bir bozkır köy ortamında büyümesi, onun halk kültürü kaynağından beslenen, eserlerinde folklorik değerleri işleyen ve bu değer ürünlerine geniş anlamlar yükleyen bir sanatçı olmasına yol açmıştır.

Aytmatov, edindiği bu halk kültürü bilgisini ise, eserlerine ustalıkla yansıtmıştır. Öncelikle, kişileri efsanelere bağlamış ve eserlerinde vermek istediği mesajı da, bu efsaneler üzerinden vermiştir. Yani, efsaneler adeta romandaki tüm olayların üstünde bir çatı gibi bağlayıcı bir görev görmüştür.

Aytmatov’un bu anlatma ile ilgili değerlendirmelerine göz attığımızda, onun bu anlatma tekniğini son derece bilinçli bir şekilde uyguladığını açıkça görebiliriz. Usta yazar, bu konuda şöyle diyor:

“Efsane üzerinde duralım. Bunlar bilindiği gibi bir ulusun anıtı, yaşantının özü, felsefesi ve tarihidir. Bütün bunlar fantastik bir masal biçiminde ifade buluyor. Bunlar, gelecek kuşaklara birer vasiyettir. İnsan, iç dünyasına bir biçim verirken, kendisini çevreleyen doğayı anlatmaya çalıştı, kendini doğanın bir parçası gördü. Yaşı yüzyılları aşkın Geyik Ana efsanesindeki ahlak anlayışının bugün bile geçerli oluşu beni şaşırttı.” (Beyaz Gemi, s.164)

Aytmatov, bu büyük ve korunaklı Kırgız halk kültürünün içinde yetişirken, bir yandan da 2.Dünya Harbi’nin ve babasızlığın getirmiş olduğu tüm zorlukları hayatında hissetmeye başlamıştır. Tüm bu zorlukların sonucunda, 1942’de eğitimini yarıda bırakan Cengiz Aytmatov, kardeşi ile birlikte Cide kolhozunda çalışmaya başlamış, daha sonra ise Şeker köyünde, kolhoz sekreterliğine getirilmiştir.

Aytmatov’un tüm bu yaşadıkları, dolayısıyla yaşayamadıkları, ileride birçok eserinde, çocuk karakterlerin önemli bir yer tutmasına sebep olacaktır. Örneğin, Beyaz Gemi’deki çocuk, anasız babasız büyür ve balık olup yüzerek babasına kavuşmayı hayal eder. Askerin Oğlu’nda, babasını savaşta kaybetmiş Avalbek’in baba hasreti yürek yakar. Ya da Gün Olur Asra Bedel’deki Daul ve Ermek adlı kardeşlerin babası Abutalip, sadece savaş hatıralarını yazdığı için rejim kurbanı olur ve idam edilir. İşte bütün bu çocuk karakterlerdeki babasızlık duygusu, Aytmatov’un babasına duyduğu hasretle aynı noktada kesişir.

İşte ortaya koyduğumuz, sayıp döktüğümüz tüm bu zor koşullar yüzünden, Cengiz Aytmatov’un geçirdiği bu buhranlı çocukluk ve büyüme dönemi, yayınlandığı her dönemde, tüm dünyada edebiyat çevrelerinin gündemine oturan, hatta günümüz itibariyle 176 dile çevrilmiş olan eserlerine, hayata ve kadere, bir başkaldırı olarak yansıyacaktır.

Usta yazar Aytmatov, bu isyan ve başkaldırıyı, eserlerindeki kişilerden olay örgülerine, çok sık kullandığı destan ve efsanelerden folklorik öğelere kadar bir bütünlük halinde yayacak ve organik bir bütünlük yakalayacaktır. Aytmatov’un ve eserlerinin, tüm dünyada bu denli büyümesinde ve yankı uyandırmasında etkili olacak bu temel faktör, yazarın, hayatı boyunca verdiği tüm hikaye ve romanlarına yansıyacaktır. Ancak bu durum, yazarın 2006 yılında yayınlanan ve aynı zamanda son eseri olma özelliğini taşıyan ‘Dağlar Devrildiğinde’ adlı romanında tamamen tersine dönecektir.

Şimdiye kadar ele aldığımız noktalar, bildirimizin temel dayanaklarını ortaya koyuyordu. Bu noktadan sonra ise, bu temel dayanaklar ışığında, ortaya attığımız savımızın gerçekliğini en belirgin şekilde gösteren, yazarın birkaç eseri üzerinde duracağız.

Cengiz Aytmatov’un dünya edebiyat çevrelerinde ilk kez ünlenmesine sebep olmuş, “Cemile”  adlı uzun hikayesinin konusu; belki de dünya üzerinde edebiyatın var olduğu günden bu yana ısrarla işlenen ve başarılı bir şekilde anlatıldığında da okuyucudan her zaman talep gören, “aşk” konusudur.

Aslında, hikayenin olay örgüsü birçok eserde karşılaştığımız üzere, basit denilebilecek düzeydedir. Cemile, henüz çok genç bir kız iken, Sadık’la evlenmiş ve bu sırada da Sadık askere alınmıştır. Ayrıca, askere alınan sadece Sadık değil, köyün tüm erkekleridir. Bu yüzden, köydeki tüm işler kadın ve çocuklara kalmıştır. Cemile de, kocasının küçük kardeşi olan Seyit’le, köyde işlenen tahılı toplayıp istasyona götürmektedir. Bu tahıllarda, istasyondan cephedeki askerlere gönderilmektedir. Hayat bu şekilde akıp giderken, bir gün köye, cepheden Danyar adında, yaralı bir genç gelir. Bir süre sonra, köy halkı Danyar’a alışır ve onu, Cemile ile Seyit’in yanına çalışmaya verirler. Bu sırada, Cemile ile Danyar arasında duygusal bir yakınlık başlar ve ikisi köyden ayrılırlar.

Toplumun değer yargıları açısından bakıldığında ise, Cemile hikayesi, eleştirilmeye son derece açık bir durumdadır. Çünkü hikaye, biz görmek istemesek bile, hem toplumsal hem ahlaksal yönden gelecek eleştirilere, izin verecek açıklıktadır. İşte bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Cemile hikayesi, hem konu yönünden okuyucuyu hayretler içerisine düşürecek bir konu değilken hem de toplumun değer yargıları bakımından zedeleyici mahiyetteyken, okuyucu, bu eserde ne bulmuştur da, bu eser, bu derece yükselmiştir?

Bu eser, farklı bir bakışla ele alındığında görülecektir ki, usta yazarın Cemile’de anlatmak istediği daha başka bir şeydir. Yazara göre, gerçek aşka, gerçek mutluluğa ve gerçek bir hayata ulaşmanın tek yolu, cesaret ve kararlılık göstermek, dayatılana yani bir bakıma kadere boyun eğmemekten geçer. Aytmatov’un eseinde ifade ettiği gibi, gerçek aşk, “sarp yollarda yürümesini bilenlerin işidir.”   (Cemile, s.79)

Cengiz Aytmatov, bu büyük eserinde, sonuçlarına katlanmak kaydıyla, insanın istediği hayat şekli için, cesaretli davranmasının çok büyük bir örneğini vermiştir. Hikayenin sonunda, kaleminden dökülen şu satırlar, onun bu fikirlerinin açık ve net bir göstergesidir:

“Şimdi nerelerdesiniz, hangi yollarda yürüyorsunuz? Artık bizde, bozkırda, bütün Kazakistan’ı aşan, Altaylar’a ve Sibirya’ya kadar ulaşan yollar var! Nice cesur insanlar oralarda çalışıyor. Sizde mi o ülkelere gittiniz? Cemile’m! O geniş bozkırda, hiç ardına bakmadan yürüyüp gittin! Yoruldun mu, kendine olan inancını yitirdin mi? Öyleyse, Danyar’a yaslan. Sana aşk üstüne, vatan sevgisi üstüne, hayat üstüne türkülerini söylesin! Bozkır canlansın ve bütün renkleriyle oynamaya başlasın! Git Cemile, git! Hiç pişman olma, sen mutluluğu en sarp yollarda yürüyerek buldun!…” (Cemile, s.80)

Usta yazarın, dünya çapında ses getirmiş onlarca eserinden bir tanesi de; 1980 yılında yayınlanan “Gün Olur Asra Bedel” veya “Gün Uzar Yüzyıl Olur” adlı romanıdır.

Romanın baş karakteri olan Boranlı Yedigey ve onun en samimi dostu Kazangap, zor şartların hüküm sürdüğü bozkırda, bir tren istasyonunda çalışmaktadırlar. Onlar ve oldukça az sayıda olan köy ahalisi,  zor şartlara rağmen hayatlarını mutlulukla sürdürmektedir. Çünkü, yaşadıkları koşullar zor ama dostlukları sağlamdır. Ve henüz yabancı olanla, kendilerinden olmayanla karşılaşmamışlardır. Alışageldikleri toplum hayatını, gelenekselleşmiş yaşam tarzlarıyla harmanlayarak sürdürmektedirler.

Bu büyük eseri, bizim tebliğimizin konusu açısından ilgilendiren nokta ise, bu bozkır hayatına alışmış insanların ve Yedigey’in; romanın ilk kesitlerinde kendilerine yabancı olan düşünce tarzıyla karşılaştıkları ilk dönemde, bu düşünce tarzını nasıl yadırgadıkları; daha sonra, romanın orta ve son kesitlerinde, onlara yabancı olan bu düşünce tarzının  kendilerine dayatılması üzerine, nasıl başkaldırdıkları ve nasıl boyun eğmedikleri noktasıdır.

Romanın her bölümünün başında tekrarlanan şu satırlar, Sarı Özek’teki hayatın özeti gibidir aslında:

“Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir… Gider gelirdi…

Bu yerlerde demir yolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi.

Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı.

Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir… Gider gelirdi…”

İşte Aytmatov’un böyle dile getirdiği koşullarda, hayatlarını geçiren Yedigey ve Kazangap’ın büyük dostlukları, Kazangap’ın öldüğü gün son bulmuştu. Yedigey’in artık tek amacı, kadim dostu Kazangap’ın vasiyetini yerine getirmekti. Kazangap’ın tek vasiyeti ise, atalarının yattığı yer olan Ana-Beyit mezarlığına gömülmekti. Bu noktada, Aytmatov’un halkın milli, geleneksel, folklörik kaynaklarından beslenmesinin bir başka örneği görülür. Yarattığı karakterin, son ve tek arzusu atalarının yattığı yere gömülmekti. Yedigey’de bu arzuyu yerine getirmek için gerekli herşeyi yapmaya başlamıştı.

Ancak burada, yukarıda bahsettiğimiz, o geleneksel örf ve adetlerine uygun yaşayan halk, ilk defa kendisinden olmayanla, kendisi gibi düşünmeyenle karşılaşmak durumundadır. Çünkü, yıllar önce, eğitimi için köyü terk edip şehire giden ve sonrada şehirde bir memuriyetlik makamına gelen Kazangap’ın oğlu Sabitcan, babasının ölümü üzerine köye gelmiştir. Sabitcan, içinden çıkıp büyüdüğü bu halktan ve o halkın bağlarından öylesine uzaklaşmış bir kişidir ki, babasının vasiyetini yerine getirmek isteyen Yedigey ve Sarı Özek halkına karşı çıkar. Onun tek amacı, babası Kazangap’ı en yakın yere gömmek ve işini kaybetmemek için şehire olabildiği kadar hızlı dönmektir.

Cengiz Aytmatov, aslında Sabitcan karakteriyle, romanın ilerleyen bölümlerinde dile getireceği “mankurt” teriminin, günümüz dünyasındaki karşılığını çizmiş gibidir. Sabitcan, küçük yaşlarından itibaren Sovyet okullarında okumuş, Sovyet terbiyesi almış ve tüm bunların etkisiyle, özbenliğini, kimliğini, ve içinden çıktığı değerlerini kaybetmiş bir Kazak Türk’üdür. Aytmatov, Sabitcan üzerinden, kendi toplumundan daha modern bir toplumda eğitim almış, ancak, bu eğitimi aldıktan sonra, kendi toplumunu unutan, hor gören, küçümseyen aydın tipini eleştirmiştir. Cengiz Aytmatov’un bu yöndeki düşüncelerinin adeta özetlenmiş bir biçimi şu satırlarda yatmaktadır:

“Ne biçim oğuldu bu, babasının cenazesine misafir gibi gelmiş, cenaze aşı için bir paket çay bile getirmemiş! Merhumun gelini olan o şehirli kadın da zahmet edip cenazeye gelemez mi, birkaç damla gözyaşı döküp duaya katılamaz mıydı! Ne utanmaz arlanmaz insanlar bunlar! Rahmetli sağ iken, iki sağmal devesi ve beş-on koyunu ile oldukça rahat bir hayat yaşarken, sık sık ziyaret etmişlerdi onu. Adamcağıza hayvanlarını sattırıp, şehre, yanlarına götürmüşlerdi. Hayvanlarının parasıyla evlerinin mobilyasını düzmüş, bir de araba satın almışlardı. Adamı beş parasız bıraktıktan sonra da öylece ortada bırakmış, yüzüne bile bakmamışlardı! (Gün Olur Asra Bedel, s.34)

Bu isyan, Boranlı Yedigey üzerinden, kendi halkına, milli ve manevi değerlerine hakaret derecesine gelen kişilere, yani “mankurt”lara karşı yapılan büyük bir isyan, büyük bir başkaldırıdır romanda.

Yazarın bu konuda incelenebilirliğe açık bir başka önemli eseri de, “Dişi Kurdun Rüyaları” adlı romanıdır. Cengiz Aytmatov, birçok eserinde olduğu gibi bu romanına da insan dışındaki canlı varlıklarla başlamıştır. Mujunkum bozkırında, Akbar ve Taşçaynar bir aile oluşturmuş iki kurttur. Başlangıçta, onlar için herşey yolundadır. Ancak insanın, doğayı ve doğanın tüm dengesini bozacak hareketleri, çok geçmeden Mujunkum bozkırında da görülür. İnsanların helikopterlerle üstlerine ateş açmasıyla yaptıkları sayga katliamlarının ucu Akbar ve Taşçaynar’ın ailesine de dokunur ve Akbar ve Taşçaynar yavrularını kaybeder.

Taşçaynar ve Akbar,bu vahşetten sonra yaşadıkları bölgeyi terk edecekler ve hayatları, Mujunkum bozkırının bir başka bölgesinde, Abdias adında  papaz okulundan haddini aşan sorgulamaları yüzünden kovulan birisiyle kesişecektir.  Ve böylece , Aytmatov, Dişi Kurdun Rüyaları adlı romanında, sorgulamaları, benimsemediği düşüncelere ve kaderine başkaldırı yüzünden hayatı alt üst olan Abdias’ın üzerinden vermek istediği mesajı, çevre ve doğa bilincinin bütün dünyada uyanması için, doğa ve insan dışındaki canlı varlıklarla daha güçlendirmiş olacaktır.

Abdias, genç yaşında babasının etkisiyle papaz okuluna girmiştir. Burada bir süre sonra, kendisine anlatılanın Hz.İsa’nın dini olmadığını söyleyecek kadar uç noktaya gelmiştir. Abdias’ın bu düşünceleri, romanda karşılaştığımız ilk isyan, ilk başkaldırıdır. Ancak, bu ilk isyan, henüz kadere değildir. Abdias, başlangıçta kendisine öğretilenlere ve öğretenlere isyan etmiştir. Abdias, kendisini sorgulamaya gelen Peder Dimitri’ye isyanını, şu şekilde dile getirince, bu ilk isyanın sonucu, hüsran olmuş ve Abdias okuldan kovulmuştur:

“Sadece bizden gelen bir şeyi niçin ilaha bağlıyorsunuz? Tanrı, biz yarattıklarını, birbirine zıt olan iyi ve kötü güçlerden kurtarabilecekken, niçin bu kadar kusurlu yaratmış olsun? Bizi, kendisiyle olan münasebetlerimize varıncaya kadar birçok hususta, şüpheye, kötülüğe, ihanete düşürsün? Siz kendi doktrininizin mutlak değerde olduğunu, şaşmazlığını söylüyorsunuz, dünyanın ve ruhumuzun özünün bize bir defa ama bütün zamanlar için verildiğini kabul ediyorsunuz. Ben bunda hiçbir mantık görmüyorum. Hıristiyanlığın iki bin yıllık geçmişinde, bu kadar eski bir zamanda söylenmiş olana, nasıl olurda biz bugün bile ilave edecek bir şey bulamayız?” (Dişi Kurdun Rüyaları, s.105)

Abdias okuldan kovulmasının ardından, ondan beklenilen tepkiyi göstermez. Çünkü, hiçkimsenin kendisi gibi düşünmediğini görmektedir. Kişilere, kişilerin dayattıkları düşünce sistemlerine karşı olan bu ilk isyandan sonra, ikinci ve daha büyük olan yeni bir isyan gelişecektir Abdias’ın ruhunda. Bu artık düzene, hayata ve kadere isyandır. Eski papaz adayı Abdias, artık okulun dışına çıkmış ve dünyayla tanışmıştır. Zaman içinde dünyadaki sorunların, okuldaki ve dinsel hayattaki sorunlara göre çok daha büyük olduğunu gören Abdias, bu seferde, dünyanın bu büyük sorunlarına takmıştır kafayı. Onun hayatında, artık ikinci isyan, ikinci boyun eğmeme dönemi gelmiştir. Ve dünyanın belki de büyüyen ama büyük pazarlar oluşturduğu için hiçbir şekilde, yerel mücadelelerin dışında, global olarak mücadele edilmeyen , uyuşturucu sorunuyla uğraşmaya başlar. Mujunkum bozkırından dünyaya açılan bu uyuşturucu ticaretini deşifre etmek amacıyla, çalıştığı gazeteden iznini alır ve yola çıkar.

Cengiz Aytmatov, Abdias karakteriyle öyle bir profil çizmiştir ki, çok farklı konular üzerinden  üzerinden, dünyadaki bu yozlaşmaya karşı kendi düşüncelerini, kendi isyanını kendi boyun eğmeyişini göstermek istemiştir. Ancak, Aytamatov’da, Abdias gibi isyanında başarısız olucak ve şimdi ele alacağımız eserinde, tüm bu isyandan vazgeçecektir.

Bu noktaya kadar usta yazar Cengiz Aytmatov’un çeşitli eserlerinden çeşitli örnekler vererek, onun hayatının ilk yıllarından itibaren, baskılara, dayatmalara, en üst seviyede de kadere ve kaderciliğe nasıl baş kaldırdığını, nasıl isyan ettiğini ortaya koyduk. Ancak, bu bakış açısına göre, Cengiz Aytmatov’un, eser yaratma alışkanlığı, son eseri olan, “Dağlar Devrildiğinde” adlı romanında tersine dönmüş ve adeta, bu eserin, tamamen zıt bir düşüncedeki yazarın kaleminden çıkmış olduğunu düşündürtmüştür.

Bu eser, 2006 yılında yayınlanmıştır. Ve belki de taşıdığı en önemli nitelikler şunlardır; birincisi, bu eser, usta yazarın yayınlanmış olan son eseridir; ikinci niteliği ise, alışılagelmiş Cengiz Aytmatov eserlerinin dışında bir anlayışla üretilmiş olmasıdır. Bu iki niteliğin arasında, elbette ki bir bağ vardır. Her insan gibi Cengiz Aytmatov’da bu dünyadaki hayatının son döneminde, bir kabulleniş ve tüm isyanlardan vazgeçerek, ilahi kudrete boyun eğme eğiliminde olabilir. Aslında bu durum da, yadırganacak bir durum değildir. Çünkü her insanın, yaşamının son döneminde bu psikolojiye girmesi son derece doğaldır.

Üzerinde durulması gereken asıl önemli konu ise, bu psikolojinin, usta yazarın eser üretme kalitesini ne yönde etkilediğidir. Aytmatov okurlarının  yorumlarına bakıldığında, “Dağlar Devrildiğinde” romanının, okuyucuyu fazlasıyla şaşırttığı, hayretler içerisine düşürdüğü söylenemez. Bununda sebebi, kendisinin daha önce verdiği eserlerdeki yarattığı kalıpların dışına çıkamamış olmasıdır. Eser, özellikle, yazarın “Dişi Kurdun Rüyaları” adlı romanıyla büyük benzerlikler barındırır. Örneğin; iki eserde de, insan dışındaki canlı varlıklar büyük ölçüde konu edinilmiştir. “Dişi Kurdun Rüyaları” romanındaki, Akbar ve Taşçaynar; “Dağlar Devrildiğinde” romanında kar parsı Caabars olarak karşılık bulmuştur. Canlı varlıkların dışında, yaratılan insan karakterlerinde de büyük benzerlikler görülmüştür. Örneğin, Abdias gibi Arsen Samançin’de talihten ve kaderden payına düşeni fazlasıyla almıştır.

Bu noktada görülen tek farklılık, eserin genelinde de olduğu gibi, canlıların ve insanların, kaderleri karşısındaki tutumları olmuştur. Mesela, Akbar ve Taşçaynar, yavrularını kaybetmelerine, insan zulmünden dolayı yaşadıkları bölgeyi terk etmek zorunda kalmalarına rağmen pes etmemişler, yaşam mücadelelerine devam etmişlerdir. Ancak “Dağlar Devrildiğinde” romanında bu durum, böyle olmamıştır. Caabars, dışarıdan gelen ilk darbede pes etmiştir. Bir başka kar parsı, elinden dişisini ve sürüsünün liderliğini aldığında, hiçbir direnç göstermeksizin, herşeyi kabullenmiştir. Bu kabulleniş ve boyun eğme, sadece Caabars’ta değil, Arsen Samançin’de de görülmüştür. Onun da Abdias’la birçok benzer yönü vardır. Hatta Arsen Samançin, nişanlısı tarafından paraya ve rahat yaşama tercih edilerek, terk edilmiştir. Ancak  Arsen, Abdias gibi mücadele etmeyi değil, tam aksine boyun eğmeyi, bu boyun eğmesinin sonucunda da kendi hayatını feda etmeyi tercih etmiştir.

Cengiz Aytmatov’un, “Dağlar Devrildiğinde” adlı eseri, şu cümlelerle başlar:

“Kader! Değiştirilmesi ve önceden bilinmesi mümkün olmayan bir hakikat. Alın yazısı dedikleri herkes için büyük bir sır. Yaşanır, yaşarken de öğrenilir. Kader de, insanın kaderidir. Dünyanın yaratıldığı andan, Adem ile Havva’nın cennetten çıkarıldıkları andan bu yana, bu hep böyledir. Aslında kaderin sır olması bile, bir kaderdir. Ta o andan  itibaren asırlar boyu, günden güne, her dakika ve her an bir sır olan kader, herkes için sonsuza dek gizemini korumaya devam edecektir… Bu defa da aynı şey oldu. Evet, alna yazılan ne varsa, olduğu gibi yaşandı. İnsan aklının sınırlarını çok aşan, Tanrısal bir bilgiydi bu. Kim önceden tahmin edebilirdi ki? (Dağlar Devrildiğinde, s.5)

İşte yazarın kaleminden dökülen bu satırlar, şimdiye kadar verdiği eserlere yansıttığı anlayışının tamamen değiştiği bu romanının, kısa bir özeti gibidir.

Burada şu noktaya da değinmek gerekir; Cengiz Aytmatov, bu son romanı olan “Dağlar Devrildiğinde” isimli eserinde, bu kabullenme ve boyun eğmenin sebeplerini de okuyucusuna sunmuştur. Usta yazar, 21.yüzyılın dünyasının, insanoğlu tarafından yok edilmekte olduğunun ve dünyanın artık tükenmekte olduğunun farkına varmıştır. Yani Aytmatov’a göre, globalleşme, artık doğal yaşamın açık bir düşmanı haline gelmiştir ve doğayı, içinde barındırdığı tüm canlılarla birlikte yok etmektedir. Artık dünyaya manevi bakımdan fakirlik, tükenmişlik, kirlilik hakimdir. İnsanoğlu ise, bu durumu hiç önemsemeden şehir hayatını büyütmeye, refahı için hiç umursamadan doğal yaşamı yok etmeye devam etmektedir. Bu durum, öyle bir hal almıştır ki, insanoğlu artık sadece para kazanmak için, yaşadığı çevrenin doğal yaşamını ve canlılarını adeta satılığa sunmuştur.

Örneğin; Arsen Samançin, nişanlısı tarafından terk edildiği dönemde, amcası Bektur Ağa, ona kendi işleriyle uğraşması için bir teklif yapar. Arsen’de bu psikolojiden kurtulmak için, amcası Bektur Ağa’nın yaptığı iş teklifini kabul eder. Ancak, amcası Bektur Ağa’nın, sadece para kazanmak uğruna, Arap milyarderlerin av merakını gidermek uğruna, halkının ve kendisinin yaşadığı coğrafyanın doğal hayatını ve canlılarını hiçe sayması gerçeğiyle karşı karşıya gelir. Tüm bunların üstüne, bir de bölge halkının herhangi bir tepki göstermediğini; bırakın tepki göstermeyi tam aksine, av dolayısıyla gelecek Arap milyarderlerden kazanç sağlamak için son derece neşeli olduklarını ve hazırlıklar yaptıklarını görünce, Arsen Samançin büyük ölçüde hayal kırıklığına uğramış ve içindeki tüm mücadele isteği de yok olmuştur.

Ayrıca burada bir yalnızlık metaforu kullanılması oldukça güçlü bir şekilde gözümüze çarpar. Şu nokta, dikkatten kaçırılmamalıdır ki, bu eser, usta yazar Cengiz Aytmatov’un, dünya edebiyat tarihine bıraktığı son eserdir. Yani denilebilir ki, Aytmatov, hayatının son dönemlerinde belki de bir yalnızlık psikolojisine girmiş ve bunu eserindeki canlılara yansıtmıştır. Yukarıda, “Dağlar Devrildiğinde” romanıyla, “Dişi Kurdun Rüyaları” romanı arasındaki benzerlikleri ortaya koyarkende söylediğimiz gibi,  bu yalnızlık metaforu, sadece Caabars ile sınırlı kalmayarak, eserin son bölümünde yollarının kesişeceği Arsen Samançin’de de görülmüştür. Arsen Samançin’de tıpkı Caabars gibi, terk edilmiştir. Arsen’in yaşadıkları bununla da sınırlı kalmayacak, tekrar mutluluğu yakaladığını düşünürken, bu sefer kendisinin hiçbir payı olmayan bir olayda, kendini feda edecektir. Böylece ne Caabars’ın ne de Arsen’in yalnızlığı sonlanmayacak ve bir mağarada, ikisi birlikte, yalnızlıklarını da yanlarına alarak bu dünyayı terk edeceklerdir.

Ancak tabi ki, Cengiz Aytmatov’un hayatı boyunca, ruhunda barındırdığı ve birçok eserine yansıttığı, kabullenmeme, isyan etme gibi duygu ve davranışlarının da bir anda köreldiğini, tamamen ortadan kaybolduğunu savunmak, son derece yersiz olur. Aytmatov’un bu duygu ve düşüncelerinin de “Dağlar Devrildiğinde” eserine yansıdığını; ancak, bu duygu ve düşüncelerin, yazarın ruhundaki bıkkınlık, kadere boyun eğme ve kabullenme isteğiyle bir çatışma halinde bulunduğunu söylemek mümkündür. Şu satırlardan anlaşılabileceği üzere, bu çatışmayı, boyun eğme ve ilahi kudrete itaat etme yönelimi kazanmıştır:

“Ancak içindeki karşı koyma, direnme gücü tükenmek bilmiyordu. Bir başına kalmak, sürgün olmak, minnet ve töhmet altında yaşamak zorunda bırakılan Caabars bu durumu bir türlü kabullenemiyor, boyun eğmek istemiyordu. Her şeye rağmen içinde realiteye karşı isyan duyguları yeşeriyor, vahşi ruhunun derinliklerinden protesto sesleri yükseliyordu. Fakat kendisine yenilgiler ve uğursuzluklar getiren bu yerleri, dağları ve vadileri terk etmeye zorlayan içgüdüleri gün geçtikçe güç kazanıyordu. Bir başka dünyaya gitmeli, buraları sonsuza dek terk etmeliydi.” (Dağlar Devrildiğinde, s.35)

Görüldüğü gibi usta yazar Cengiz Aytmatov, kendi içinde şiddetli çatışmalar,  kavgalar yaşamış ve tüm bunların sonucunda, bir taraf kazanmıştır. Bu kavgayı kazanan taraftaki duygu ve düşünceler, zaman geçtikçe yaşantılarla beslenmiş ve dahada çok kuvvetlenmiştir usta yazarın ruhunda. Aytmatov’un, yine  “Dağlar Devrildiğinde”  romanında kaleminden dökülenler, bu duygu ve düşüncelerin ne kadar kuvvetlendiğini  gösterecektir:

“Herkesin ne yaşayacağı O’nun tarafından yazılmıştır. Mesele kimin alnına, neyin yazıldığında. Bu herkes için böyle. Kim kaderinden kaçabilmiş ki? İnsan  kaderini beklerken ömür denilen sayılı günler geçip gider. Kader çizgisindeki o beklenen anın hayali hayatın son gününe, son demine dek sürer… Böyle gelmiştir, böyle de devam edip gider…

“Kader, planda olanı tabii ki ertelemiyor, yok saymıyordu. İnsanlar için beklenmedik olan kesişmeler onun sırlı aynasında gerçek oluveriyordu. Sebepler de yeryüzünde yorulmaksızın kol gezen kaderin emirlerinden paylarına düşeni yerine getirmek için çalışıyor; geleceği yaşayabilmek  lütfuna erenlerin, ellerini gökyüzüne kaldırarak: ‘Ne olacak? Neden olacak? Ne apmalıyız?’ sorularıyla dolu yollarında onlara eşlik ediyorlardı. Oysa gökyüzü ne fısıltıları  duyar ne de çığlıkları…”(Dağlar Devrildiğinde, s.33)

Cengiz Aytmatov, tebliğimizin başında belirttiğimiz gibi, Kırgız halk kültüründen, Krgız halk folkloründen, efsanelerden, destanlardan, masallardan fazlasıyla beslenen bir yazardır. Bu eserine de, bu özelliğini fazlasıyla yansıtmıştır. Ayrıca Aytmatov, bunu yaparkende Kırgız Türk kültürünü yeniden hatırlatmaya, yeniden canlandırmaya çalışmıştır.

Şüphesiz ki, “Dağlar Devrildiğinde” adlı bu romanıda, bu metoduyla yazdığı romanlarındandır. Romanda yer verilen “Ebedi Nişanlı” efsanesi de, Arsen Samançin’in hayatıyla özdeşleştirilmiştir. Ve burada da görülecektir ki, efsane tıpkı Aytmatov’un hayatı boyunca verdiği eserlerindeki, kadere olan bakış açısı gibi gelişen ve sonlanan bir efsanedir. Bu efsanede de, aşıkların önce tüm engellere, bir bakıma kadere başkaldırdıkları, boyun eğmedikleri görülür. Ancak daha sonra, o yaşantıların pençesinden kurtulamazlar ve boyun eğmek, kabullenmek  zorunda kalırlar.

Romanın son bölümünde de, eserin genelindeki bu kabulleniş hüküm sürmeye devam edecektir. Arsen Samançin, amcası Bektur Ağa’nın para için, halkının ve kendisinin yaşadığı coğrafyanın içinde barınan canlıların katledilmesine nasıl zemin hazırladığını görecek, bunun üstüne de, çocukluk arkadaşı Taşafgan’ın ihanetiyle ve dayatmalarıyla karşılaşınca, bu ilahi senaryoya yani kadere boyun eğecek ve kendisini feda edecektir.

Sonuç olarak; şüphesiz ki, Cengiz Aytmatov’u dünyanın sayılı yazarlarından biri yapan birçok neden sayılabilir elbette. Bunlardan birisi de; bu büyük yazarın, “Cemile”, “Gün Olur Asra Bedel”, “Dişi Kurdun Rüyaları”, “Beyaz Gemi” gibi en çok ün kazanmış romanlarında, hep dayatılara, dikte edilene, üst perdede de, kadere hiçbir zaman boyun eğmemiş, kabullenmemiş; hep bir isyan içinde olmuş ve mücadele etmiş olmasıdır. Görüldüğü gibi bu durum, “Dağlar Devrildiğinde” romanında tamamen tersine dönmüş ve bu sefer, usta yazarın yarattığı karakterler, hep bir kabullenme ve itaat etme eğilimi içinde olmuşlardır.

Bu durumda da, birçok nedenin etkili olduğu söylenebilir. Örneğin, yazarın “Dağlar Devrildiğinde” romanında, olay örgüsünün içinde okuyucusuna verdiği gibi, insanoğlunun doğayı artık sermaye olarak görmesi, dünyanın ise, insanoğlunun aç gözlülüğü ve caniliği karşısında gün geçtikçe tükeniyor olması, usta yazar Cengiz Aytmatov’u bu duygu ve düşüncelere sürüklemiş olabilir. Ya da  2008 yılında bu dünyaya veda etmiş bir yazarın, ölümünden iki yıl önce böyle bir eğilim içine girmiş olması, son derece manidardır. Veya 77 yaşında olan dev bir yazarın, yalnızlık psikolojisine girmiş olabileceğinin düşünülmesi, çok doğaldır. Bu nedenler üzerinde çokça kafa yorulabilir ve tahminler yapılabilir. Ancak, tek gerçek şudur ki; Cengiz Aytmatov, Türk dünyasının bugüne kadar yetiştirmiş olduğu en büyük yazarların başında gelir.

 

 

KAYNAKÇA

Aytmatov, C. (1980). Gün Olur Asra  Bedel. Ötüken Neşriyat.

Aytmatov, C. (1958). Cemile. Ötüken Neşriyat.

Aytmatov, C. (1986). Dişi Kurdun Rüyaları. Ötüken Neşriyat.

Aytmatov, C. (2006). Dağlar Devrildiğinde. Ufuk Kitap.

Kolcu, A.İ. (2008). Cengiz Aytmatov Üzerine Yazılar. Salkımsöğüt Yayınevi.

Korkmaz, R. (2008). Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu Ve Dönüş İzleri. Grafiker Yayınları.

Aktaş, Ş. (1998). Milli Romantik Duyuş Tarzı ve Cengiz Aytmatov’un ‘Gün OlurAsra Bedel’ Romanı. Doğumunun 70. Yıl Dönümünde Cengiz Aytmatov Uluslararası Bilgi Şöleni (Ankara/ 8-10 Aralık 1998) Bildirileri Kitabı.  Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, 39-43.

Korkmaz, R. (1998). Kurgulama Tekniği Bakımından ‘Cemile’ Hikayesi. Doğumunun 70. Yıl Dönümünde Cengiz Aytmatov Uluslararası Bilgi Şöleni (Ankara/ 8-10 Aralık 1998) Bildirileri Kitabı. Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, 119-126.

Parlatır, İ. (1998). ‘Gün Olur Asra Bedel’ Romanında Kurgu ve Figüratif Yapı. Doğumunun 70. Yıl Dönümünde Cengiz Aytmatov Uluslararası Bilgi Şöleni (Ankara/ 8-10 Aralık 1998) Bildirileri Kitabı. Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, 191-194.

Oğan, S. (2008). Türk Dünyasının Ulu Çınarı Cengiz Aytmatov’un Ardındanhttp://www.turksam.org/tr/makale-detay/464-turk-dunyasi-nin-ulu-cinari-cengiz-aytmatov-un-ardindan (29.04.2017)

NÜMİSMATİK (MESKÛKÂT)

Tarihin yararlandığı bilim dallarından biri olan Nümismatik, sikkenin bulunuşundan günümüze kadar geçen sürede kullanılmış olan para, madalyon, jeton gibi nesneleri inceler. Yardımcı bilim dalı olarak kabûl edilen nümismatik yalnızca sikkenin kendisini inceleyip tarihlendirilmesiyle uğraşan bir bilim dalı değildir. Nümismatik bir yardımcı bilim dalı olmaktansa, bir “ana” bilim dalı olarak yerini korumalıdır. Sikkeler, yüzlerce yıl önce yaşamış uygarlıklar, topluluklar hakkında başka kaynaklarda geçmeyen ya da öğrendiklerimizi doğrulayan bilgileri verdikleri için nümismatik bir bilim dalı olarak kabûl edilmelidir.
Nümismatik bilimi, ticârî ve kanûnî değiş-tokuş işlemlerinde ödeme aracı olarak kullanılan, yetkili kamu mercileri tarafından bastırılan ve üzerinde bir betim bulunan darp edilmiş metal paralarının incelenmesini esas alır. Ayrıca dış görünüşleri itibârıyla sikke ve para gibi işlem gören madalyon, jeton, para yerine kullanılan ağırlıklar ve bazı toplumlar tarafından sikkelerin yerini doldurma görevindeki çeşitli nesneler de nümismatik bilimi kapsamındadır.
Nümismatik terimi Eski Yunancada sikke anlamına gelen nomisma sözcüğünden türemiştir. Bu isim de Eski Yunancada nomos kökünden gelmektedir. Bu kavram değeri güvence altına alınan kanûn anlamına taşır. Sikke doğal değil, tersine kanûna ait bir nesnedir.
Sikke; ağırlığı ve içindeki değerli maden miktârı ayarlanmış, üzerinde kendisini basıp piyasaya çıkaran ve istendiğinde tekrar geri almayı garanti eden devletin ya da kentin arma ve işâretini taşıyan, ufak, yuvarlak ve ana maddesi metal olan bir ödeme aracıdır.
Sikkenin yaygınlaşmasından önce Mezopotamya ve Mısır’da takas yöntemi vardı ve bu yöntemde ağırlıklarına göre değer biçilen gümüş ile değerli metaller kullanılmaktaydı. Bu metaller arasında altın, bakır, tunç ve altın ile gümüş karışımı elektrum da bulunuyordu. Sikke basımında demir tercih edilmese de demir sikkelere de yapılan kazılarda denk gelinmiştir.
Eski Yunan kentlerinin buluşu olan para ile Mezopotamya ve Mısır’da kullanılan külçeler arasında farklar vardı. Eski uygarlıkların külçeleri üzerinde kimi zaman adı geçen yerel yöneticilerin adları dışında başka hiçbir şey yazmamaktaydı. Bu külçelerin ağırlıkları da sabit değildi. Günümüze dek ulaşan külçeler 1 şekel ya da 1 şekelin altı birimlere uygun olarak dökülmüştü. Ayrıca Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarının etkin bir ekonomileri olduğu için sikkeye gerek duymamışlardı. Eski Yunan kentleri ise ağırlığı sabit olan ve değeri korumaya alınan bir buluş gerçekleştirdi. Roma‘da da uzun süre sikke basılmadı.
Sikkenin keşfinden önce değiş-tokuş (trampa/barter) yöntemiyle ticâret yapılıyordu. İnsanlar bir şeyler almak istediklerinde kendinde olan şeyleri ihtiyâç duyduklarını elinde bulunduran diğer insanlarla değiştiriyordu. Bir inek iki koyuna denk gelebiliyor ya da tavuk ile pirinç takası gerçekleştiriliyordu. Nitekim sikkenin keşfinden yüzyıllar sonra bile Maldiv adalarında İbn Battûta’nın aktardığı bilgiye göre deniz kabukları (veda) halk tarafından para olarak kullanılıyordu. Bu deniz kabukları aracılığıyla Bangladeşlilerden pirinç alınıyordu. Pirinci de Bangladeşliler para yerine kullanıyorlardı.
Deniz kabukları dışında küçük incilerden oluşan kemer (wampum), tuz çubukları, deri bilezik (manil), dikdörtgen bronz çubuklar (aes signatum), mühürlenmiş bronz (aes formatum) ve para barı (ramo secco) gibi nesneler de insanların ticârî hayâtlarını sürdürebilmeleri için gerekliydi.
Sikkenin keşfiyle ilgili ilk bilgiyi Herodotos vermektedir. Herodotos, ilk kez altın ve gümüş sikke basıp kullananların Lydialılar olduğunu yazmaktadır. Herodotos’un basılan ilk sikkelerin altından yapıldığını söylemesine karşın ilk sikkeler altın-gümüş karışımı elektrumdan yapılmıştı. Elektrum, Tmolos Dağı (Bozdağ)’ndan doğup Lydialıların başkenti Sardes’ten geçen Paktalos Çayı (Sart Çayı)’nda doğal hâlde bulunuyordu. Çayın taşıdığı alüvyal içinde bulunan elektrum, Lydialılara zenginliği de getirecekti.
Herodotos’un sikkenin ilk kez basılıp kullanımı hakkında verdiği bilgi ondan önce de ele alınmıştı. Grek alim ve hatip Iulius Pollux; “Ksenophanes’in iddiâ ettiği gibi Lydialılar mı sikkeyi buldu?” diye sorar. Herodotos’tan önce yaşayan Ksenophanes’in de değindiği, sikkenin kimler tarafından keşfedildiği meselesi böylece açıklığa kavuşmuş olabilir. İki yazarın da görüşleri dikkate alınırsa ilk sikkenin Lydialılar tarafından basılıp kullanıldığı konusunda hemfikir olabiliriz.
İlk sikkeler yaygın görüşe göre MÖ 650-600 yılları arasına tarihlendirilmektedir. Sikkenin günlük hayâta girişi MÖ IV. yüzyıla denk gelmektedir. Sikkenin keşfinden sonra Platon ve Aristoteles gibi kişiler, sikkenin kökenini araştırdılar. Sikke keşfedilmeden önce insanların nasıl ticâret yaptığını merâk eden Aristoteles, malın malla değiştirilmesini ticâretin en eski türü olarak kabûl ediyor ve metali kullanımı kolay değişim aracı olarak görüyordu.
Kavramların daha iyi anlaşılabilmesi açısından metal yalnızca mal değişiminde kullanılırsa metal; ağırlık ölçüsü ve değişim aracı olarak kullanılırsa para; damgalandığında ise sikke olur. Uygarlık, metalin keşfiyle doğrudan ilişkilidir. Kavramların karışıklığı uygarlıkların kullandıkları nesnelerden dolayı kaynaklanmaktadır. Nitekim Mısır’da buğday ve arpaya dayalı olarak deben kullanılırken Mezopotamya’da şekel kullanılıyordu. Bunların yanı sıra mna (mina, manah) ve talanton da ağırlık ölçüsü olarak bilinmekteydi.
Sikkeler;
• savaş giderleri
• kamu çalışanlarının maaşları
• kamu harcamaları
• vergi toplanması
• günlük ihtiyâçlar için yapılan ödemeler
gibi günlük hayâtı kolaylaştıracak birçok fayda sağlamıştır.
Sikkeler, bu özellikleri dışında üzerinde bulundurduğu resim ya da betim yoluyla da değer kazanmaktadır. Sikke üzerindeki resim sikkeyi basan kişi, kent ya da devleti tanımamıza yardımcı olmaktadır. Ayrıca sikke basımından sorumlu memurun adı, sikke kalıpçısının adı ve Hellenistik dönemden sonra da tarih, sikkeler üzerinde yer almaktaydı. Sikkelerin üzerinde mitolojik tipler (tanrı-tanrıça) olduğu gibi kentlerin simgesi hâline gelen armalar da bulunuyordu. Mitolojinin nümismatiği derinden etkilemesinin yanı sıra bu armalar kentin adına da çağrışım yaptığı gibi kentin simgesi hâline gelen gül, kereviz yaprağı, horoz, aslan, buğday başağı, ton balığı, üzüm salkımı gibi nesneleri de içeriyordu.
İlginç bir şekilde, kent adı ile sikkede yer alan tipin aynı olması sikkelere ayrı bir nitelik kazandırdığı gibi sikkelerin basıldığı yer hakkında da bilgi sâhibi olmamıza olanak tanımıştır. Konuşan tip denilen bu sikkeler Side, Phokaia, Trapezos, Rhodos ve Astakos gibi yerlerde bulunmuştur.
• Side kentinin adı nardan gelmektedir.
• Phokaia kenti bugün Foçadır ve kentin simgesi durumuna gelen fok bu kentin sikkeleri üzerinde yer alır.
• Trapezos kenti bugün Trabzon’dur ve kentin adını aldığı nesne trapezodur yani masa. Bu kentin sikkelerinde masa vardır.
• Rhodos adasıın simgesi güldür.
• Astakos kenti bugün İzmit’e yerleştirilmektedir. Kent, adını istakozdan alır ve kentin sikkelerinde istakoz büyük yer kaplar.
Hellenistik dönemden sonra sikkelere tarih konulmaya başlanmıştı. Bu dönem öncesinde basılan sikkelere basım tarihi eklenmezdi. Sikkenin tarihini belirlemek birkaç yöntemle mümkündü. İlk önce sikkenin uslûbuna bakılırdı. Sikke üzerinde figürün işleniş biçimi de önemliydi. Figür; cepheden, profilden bakabilir, saç ve duruş şekli farklı olabilirdi. Bunların dışında her kentte basılan sikke aynı ağırlıkta olmuyordu. Kentler arasında ölçüler bakımından farklılıklar meydâna gelebiliyordu. Sikkelerin dış görünüşleriyle birlikte her kente göre ağırlık da değişiyordu.
Sikkelerde portreyi Caesar’dan çok önceleri Pers Büyük Kralı I. Dareios kullanmıştı. Yaptığı savaşlarla birçok yeri ele geçiren büyük kral kendi adına sikke kestirmişti. Büyük kral, dareikos (altın, derik) ve siglos (gümüş) sikkelerde ellerinde yay ve mızrak olduğu hâlde bir dizini kırmış biçimde resmedilmişti.
Sikke, Lydia Krallığı sınırları içinde bulunsa da daha sonraları Yunan kentlerine dağıldı. Özellikle Yunan kolonizasyonu sırasında İspanya’dan Hindistan’ın batı sınırına kadar olan bölgede sikkenin kullanıldığı bilinmektedir. Sikke basımı tüccar, banker ya da zengin aristokrat ailelerin elinden kentlere geçmişti. Roma İmparatorluğu sırasında ise bazı Yunan kentlerinin sikke basmasına izin verilmişti.
Kaçak kazılardan, definelerden ve arkeolojik kazılardan başka nümismatiğin bugünkü durumuna gelmesinde Eskiçağ koleksiyoncularının da büyük payı vardır. Tarihte ilk koleksiyoncu olarak kabûl edilen Roma imparatoru Augustus, sikkelere merâklıydı. Topladığı sikkeleri arkadaşlarına ve misafirlerine armağan olarak dağıtıyordu.
Sikkelerin basımı konusuna gelince, dönem dönem sikke basımı farklılık göstermiştir. Erken devirlerde her sikke için belirli miktârda metal tartıldıktan sonra eritilip kalıplara dökülürdü. Daha geç devirlerde kullanılan döküm tablası ham sikkeleri bir arada dökerken tek tek döküm yönteminde durum farklıydı. Sikkeler arasında bağlantı olmaksızın tartılan ve eritilen metal dökülüyordu.
İlkel (tek başına) basım yönteminde ise üç temel öge kullanılmaktaydı. Bunlar ham sikke, damga çivisi ve çekiç idi. Damga çivisinin ucu çekiç yardımıyla ham sikkede çukur oluştururdu. Oluşan bu çukur sikkede kullanılan madenin saf olup olmadığını göstermeye yaramıştı. Daha büyük sikkeler için çifte damga basım yöntemi kullanılarak sikkede iki çukur oluşturuluyordu.
Elektrum sikkelerde farklı bir yöntem olarak iki aşamalı basım tekniği kullanılmıştır. Bu yöntemde arka yüzdeki damga vurulduktan sonra sikke çevrilir ve ön yüzdeki damga vurulurdu. Bu yöntemin gelişmiş hâli olan tek aşamalı klasik basım yönteminde sikke tek vuruşla basılırdı. Yanî sikkenin çevrilmesine gerek kalmadan hem arka hem de ön yüz basılabilirdi.
MÖ V. yüzyıldan başlayarak darphânelerde uzatıcı, damga tutucu ve vurucu olmak üzere üç kişi çalışıyordu.

YARARLANILAN ARAŞTIRMA-İNCELEME ESERLER
KARWİESE, Stefan, Antik Nümizmatiğe Giriş, İstanbul, 1995
MORRİSSON, Cécile, Antik Sikkeler Bilimi, İstanbul, 2002
TEKİN, Oğuz, Antik Nümismatik ve Anadolu, İstanbul , 1997
TEKİN, Oğuz,, İstanbul, 2000