Etrüksler Türk mü İdi

Şehir Devletler

Ortaçağ’a gelene kadar gelen dönemde Devletlerin ne üzerine kurulduğunu analiz edilmeye çalışılmış. Özellikle Antik Yunan şehirlerinin her birinin kendine has durumları incelenmiş. Sonra Roma İmparatorluğuna ulaşmadan önce İtalya yarım adasındaki devletçiklerin birbirleri ile mücadele ederek, en sonunda bir siyasi yapı altında birleşip, dışarıdaki ülkeleri boyundurlukları altına alan Roma İmparatorluğunun kuruluşunu anlatmış.

Sanayi Toplumunda Kriz

Modern Çağın başlaması Sanayi Devrimi ile mümkün olmuş ve bu netice de İşçi sınıfı ve hakları büyük sorun teşkil etmeye başlamıştır. Aslında çok öncesinden büyük bir sorun olan kölelerin hakkı zamanla evrilerek İşçi Sınıfına dönüşmüş. Doğduğu ülke olan İngiltere de seri üretim ve İngilizlerin emperyal politikaları İngiliz İşçilerinin emek gücünün inanılmaz sömürüsü, onları en sonunda isyanlara götürmüştür. İngilizler haklarını yaptıkları protestolar ile Birinci Dünya savaşı yıllarında alırken diğer ülkeler bu hakları daha geç vermiştir. Çarlık Rusya’sındaki devrimin temel özelliklerinden biridir Tarım ve fabrika işçilerinin ayaklanması. İşçiye hakkının teslim edilmesi sağlanamadığı zamanlarda ülkede krizler meydana gelmiştir. Krizlerin neticesinde üretimin durmasını göze alamayan emperyal devletlerde kısmende olsa işçi haklarını iyileştirmiştir.

Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar

Atatürk’ün ilk öğretiminden son dönemlerine kadar etkilendiği yazarlar ve düşünce yapılarını ele alan bir solukta okunacak tadımlık bir eser. Mustafa Kemal’i Mustafa Kemal yapan zaman dilimlerini ele alıp, bu dilimlerde kimlerin ya da hangi yazıların etkili olduğunu anlatıyor. Bazı yerlerde ise yaşamış olduğu olayların etkisi altınada kalarak Cumhuriyeti kurduktan sonra, onun üzerinde büyük etkiler bırakmış yanlış olayların silinmesini sağlamak adına bazı devrimleri yapıyor. Bunlardan biri de Şapka Kanunu’dur. 1910’da Picardie manevralarına giderken, başında kırmızı fes bulunan arkadaşı Bnb. Selahattin’le Belgrad istasyonunda alay edilmesi, M. Kemal’de, ulusal hiçbir yönü olmayıp II. Mahmut döneminde zorla giydirilmiş olan fes’e karşı olumsuz bir tutum yaratmış ve Cumhuriyet döneminde şapka giyilmesinin psikolojik temelini oluşturmuştur. Bir başka olayda, Şam’daki garnizonda basit bir nedenle kavga eden biri Türk diğeri Arab kökenli iki eri karşısına alan nöbetçi subayın, kimin haksız olduğunu bile araştırmadan, ” Sen kim oluyorsun da, kavm-i necibden olan birisine hakaret ediyorsun ?” Diye Türk erini suçlaması ve aşağılaması, Mustafa Kemal’de, İmparatorluk içerisindeki üstün kavim anlayışına karşı büyük bir tepki doğurmuş, Türklük duygularını kamçılamıştır…

Muhteşem Süleyman Zamanında Türk Dünyası

Kanuni dönemini genel hatlarıyla anlatan bir eser. Bu dönemdeki Türk dünyasına da değinildiği gibi Osmanlı’nın buralar için ne gibi faaliyetlerde bulunduğundan bahsetmekte. Mesala Piri Reis’i Hindistan’a donanma ile yollayan Kanuni burda istenilen netice alınmayınca cezasını çok ağır bir şekilde kesmekte. Portakal keferesinin Basra körfezinde ve Yemen sahillerini alması Kanuni’yi çileden çıkarıyor. Piri Reis’in donanması ne yazık ki Hint okyanusunda tutulamıyor ve bundan ötürü donanma dağılıyor. Piri Reis zar zor hayatını kurtarmışken İstanbul’a döndüğünde idam ediliyor, başarısızlığından ötürü..

Balta Limanı’na Giden Yol: Osmanlı – İngiliz Münasebetleri

Genel itibari ile Osmanlı ekonomisine yön veren ürünlerin üretim miktarından fiyatlarına kadar her şeyi çok detaylı bir şekilde işlemekte. Bunun yanı sıra İngilizlerin bir şekilde bu antlaşmayı Osmanlı’ya imzalamasına zemin hazırlayan süreci ele alıyor. Balta Limanı ile birlikte Osmanlı Klasik İktisadi yapsından taviz verdiği için bir süre sonra büyük ekonomik krizlere yol açacak zemininin temelleri atıldı. Serbest piyasa ekonomisi olmasından çok Osmanlıyı bir sömürü pazarı haline getirmesi ise ayrı bir konu. Yerli esnaf, yabancılarla rekabet edemez hale geldiği gibi üreten kurumları birbir kapanmasının önünü açıyor. Bu antlaşmanın etkileri birçok siyasi krizlerin de habercisi niteliğinde oluyor desek yeridir.

Rus Devrimleri

Bolşeviklerin, Lenin önderliğinde Çarlık Rusyasına karşı ayaklanmaları en sonunda ekim devrimi ile neticelenmektedir. 1917’de Menşevikler ve Bolşevikler, Çar’a karşı ortak hareket ederken bir süre sonra birbirleri ile çatışmaya başlarlar. Kızıl ordu ile Beyaz ordunun çarpışması çok kanlı geçer, meşhur Tatar Türk’ü Amiral Kolçak’ın şanlı mücadeleside netice vermeyince Lenin, Kominist Rusya’nı kökleşmesi için gereken fırsatı buluyor. Bir seri devrimi ele alan bu eser genel hatlarıyla Rus devrimleri ile ilgili bilgiler edineceğiniz güzel bir eser. Ezeli ve ebedi düşmanlarımızı her daim tanımak iyidir 🙂

Anadolu’daki Galatlar ve Galatya Tarihi

Balkanlar’da Roma’yı bezdiren bu topluluk en sonunda bir yolunu bulup Çanakkale yolu ile Anadolu’ya geçerler. Tabii ki sorunları bitmez, Roma takiptedir elbet yakalayıp yok edecektir. Bu kavim Anadolu’daki devletleri tehdit etmeye başlar, sürekli yağmalarlar. Vergiye tabii tutarlar bazı devletleri. En sonunda Roma bir Lejyon yollar komutanı şu an aklımda değil. Galatlar vahşi gibidirler, savaşırken çıplak savaşırlar. Vahşice sesler çıkarıp, düşmanlarına daha savaş başlamadan korku salarlar. Moğollar gibi yok etmeye programlanmıştırlar. Gordion’a çarpışa çarpışa çekilirler, Elmadağın en tepe noktasına kadar tırmanırlar. Roma Lejyonu takip etmeye devam eder ve onları sıkıştırırlar. Hepsi kılıçtan geçirip imha ederler…

Fidel Diyor ki: Vamos Bien

Vamos Bien Castro.. Küba’yı, abd emperyalizmine karşı savunan değerli bir liderdir. Uygulamış olduğu ” kapalı ekonomi ” ile Küba’yı kapital dünyadan uzak tutarak bence çok büyük bir iş başarmıştır. Kendisini Liberalizm ve Kapitalist ekonomilere açan bizim gibi gelişmekte/gelişmemiş ülkeler için çok mu iyi oldu? Tüm şirketler yabancıların abd global şirketlerini ülkelere sokmak adına geliştirdiği bir takım projelerle kardeşi kardeşe kırdırttı. Özellikle Türkiye’de 1970 ve 80’ler bu kıyımın en şiddetli şekilde yaşadığı zamanlardır. Küba’da evet lüks otomobiller yoktu ama insanlık vardı. Sovyetler’den kalma araçlarla uzun bir süre direndiler ama o araçlarında hem hantal hem de çok petrol tüketmesinden ötürü değiştirilmesi gerekiyordu. Şu noktası güzel şirketlerin ulusal olması böylelikle para dışarıya akmıyor ve yerli üretim ile birlikte kendi kendine yeten bir ekonomi ile bağımsızlığını kaybetmiyorsun. Castro’nun bir dizi Üniversiteler’de konuşmalarının kitap haline getirildiği güzel bir eser. Atatürk gibi kimse olamamış bunu iyi anlıyorsunuz birçok farklı eseri okuyarak. Atatürk, ülke yararına olan önemli üretim araçlarının ithalatını yapmayı ön görürken, herhangi lüks olan şeylerin ithalatını yasaklamaktadır. Onun döneminde kalkınmayı yerel unsurlarla sağlayacak girişimleri yapmak için elde olan yer altı kaynaklarını işlemek adına makinelerin ithalatını yapmayı doğru buluyordu. İşte kominist rejimlerle ayrılan noktası buydu. Kominist ülkelerde ithalatın yapılmasının temel şartı büyük patron SSCB’nin teşkil etmeseydi. Bizde ise böyle bir durum söz konusu değildi, ideolojik yaklaşımlardan ziyaden ulusal çıkarlar ön planda tutuluyordu…

HARB-İ UMÛMÎ’DE BİR DAMAR: TEŞKİLÂT-I MAHSUSA/UMÛR-U ŞARKİYE DAİRESİ

İstihbaratın lugatmânâsının anlaşılırlığı, insanın varlığına belirgin bir niteliği yüklemekte; duyumun, görümün ve aktarımın içerik değerini hassaslaştıran bir hususiyet temin etmektedir. Elbette ki askerî ve idârî önemi dünya ülkelerince sahiplenilmiş kritik bölgelerde, haberleşme faaliyetlerinin çok daha hareketli olduğunu görmek kaçınılmazdır. Tarihî dönemlerin değişebilirliğine, devredilirliğine karşın devletlerin ve memleketlerin varlık ve birlik davasında, kaderlerini tayin hususuna yönelik değişmezliği ve olguyu belirgin kılan mücadele ruhu müşterek vesiledir. Fakat Teşkilât-ı Mahsûsa’nın istihbarata atfen teşekkülü tartışmaya oldukça meydan veren bir meseledir.
Devlet-i Âliyye’de istihbarat dendikçe aklı ilk meşgul eden isim, şüphesiz ihtiyatlı atılımlarıyla tarihî hafızada yer edinen Abdülhâmîd-i Sânî (II. Abdülhamit)dir. Devletin istihbarat kurumundan yoksun olması bir yana, Yıldız Sarayı’na bağlı, maaş karşılığında yürütülen bir sistemin (jurnalciliğin)hepimizce mevcudiyeti malumdur. II. Meşrûtiyet bu sistemi nihayete uğratmıştır.Bundan sonraki evrede baş gösteren hasım ve kan emici mihrakların Osmanlı’nın parçalanması uğruna ittifak içinde yürütecekleri icraatlarda, haber alma ve takip, yapılacak hamlelerin ana merkezi olacaktır. Dönemin hükümet ve yönetim aleyhtarı münevverlerinin de ilavesiyle İttihat ve Terakki’nin felaket dolu yıllardan istifade etmesi, bu durumu mensup oldukları kuruluşu ön plana çıkartacak bir dizi girişimin nedeni haline getirmiştir. Teşkilat-ı Mahsûsa (1915’ten sonra Umur-u Şarkiye Dairesi) İttihat ve Terakki mensuplarının mücadele ruhunun belirli amaçlar doğrultusunda örgütlenmiş askerî bir uzantısı sayılabilir.
Yarbay Hüsamettin Ertürk’ün ve Philip Stoddard, Tevfik Bıyıklıoğlu gibi kıdemli münevverlerin ifadelerinde yer alan müteaddid tarihlerin karşılaştırılması, bize söz konusu teşkilatın kuruluşuna dair muayyen ve sabit bir veri sunmamaktadır. Bunun yanı sıra Mustafa Balcıoğlu’nun arşivdeki verimli faaliyetleri neticesinde ulaştığı belgeler bize teşkilatın tesis tarihinin 17 Kasım 1913 olduğunu göstermektedir. Her halükârda sabit olan, örgütün I. Dünya Savaşı’ndan az evvel tesis edildiğidir.
Pan-Türkist ve Pan-İslamist çizgiyi istikamet belleyen bu yapılanma; Osmanlı topraklarını bölmek, parçalamak ve yutmak ülküsüyle yanıp tutuşan (bir zamanlar Osmanlı’nın hizmetinde gayretkeş olan fakat sonra çoğu sömürgeleştirilmiş toplulukların yerel halk önderleriyle münasebet kurmak,bir kısmını da para yahut makam vaatleriyle aldatmak, satın almak suretiyle peşkeş çeken) yabancı devletlerle mücadele etmek;Türklüğün ve Müslümanlığın çadırında düşman unsurlara karşı birliği sağlamak gayesi gütmüştür. Bilhassa Harb-i Umûmi yıllarında ajanlık faaliyetlerinin düşman saflarında hız kazanması, İttihatçıları bu uğurda manidar bir çabaya sevk etmiştir.
İttihat ve Terakkî’nin üç adamından biri olan Enver Paşa’nın direktifleri, teşkilat içerisinde vuku bulan müdahalelerin bağlayıcı zincirleridir. Süleyman Askerî Bey riyasetinde kurulan dairede dikkate değer husus, teşkilatın ilk zamanlar Harbiye Nezaretine bağlı olmadığıdır. Enver Paşa’nın Harbiye Nazırı olacağı tarih 11 Ocak 1914’tür ve dolayısıyla teşkilat da bu tarihten sonra Harbiye Nezaretine bağlı resmî bir daire olarak anılacak, kadro çalışanlarının maaşları Harbiye Nezaretinde vazifelendirilen muhasebe dairesinden temin edilecektir. Zaten teşkilatın süreğenliğini sağlayan temel zeminin askerî alanda muhafaza edilmesi, teşekkülün istihbarat yönüne eğilim gösteren algıları tereddüte düşerecek türdendir. Osmanlı’nın savaşa Almanya’nın müttefiki olarak katılmasının Enver Paşa’dan başka Sadrazam Sait Halim Paşa, Bahriye Nazırı Cemal Paşa, Dahiliye Nazırı Talat Bey ve Meclis Başkanı Halil (Menteşe) Bey gibi öncü şahısların onaylayıcı tutumuyla da desteklendiğini unutmamak gerekir.
Teşkilatın aktörlerinden Süleyman Askerî Bey savaşın bidayetinde (başlangıcında) Irak ve Havalisi Komutanı olarak vazifelendirilmiş, burada 1914-1915 yıllarında İngilizlere karşı savaşmıştır. Irak’taki mücadelenin muvaffakiyette kifayetsiz oluşu, Enver Bey’in yakın arkadaşı olan Askerî Bey’i ne yazık ki hayattan koparmak için en yakın sebep (intihar) olarak cereyan etmiştir (11 Nisan 1915, Şuayyibe Muharebesi).
Yoğunlaşan casusluk hareketlerinde düşman saflarında en etkin iki güç, Doğu Anadolu ve Kafkasları hedef almakta gecikmeyen ve Ermeni aşiret önderleriyle yakın temas kuran Ruslar, petrol bölgelerinde arayış içerisinde olan İngilizler olarak karşımıza çıkar. Umûr-u Şarkiye Dairesi ise bilhassa İngiltere, Fransa, Rusya, Bulgarlar, İtalyanlara vb. karşı stratejik noktalara yerleşip buralarda mukavemet ederken düşman işgaline hedef olacak mıntıkaları, düşmanların tesir alanından uzak tutmaya gayret ediyor, bölgelerdeki aşiret önderleri ve ileri gelenlerle irtibatı güçlendirmeye önem veriyordu. İmparatorluk içindeki fitneci, ayrıştırıcı grupları tasfiye etmek örgütün ana amaçları arasında yer alıyordu.
Teşkilat-ı Mahsusa’ya emekleriyle katkıda bulunan yönetici vasıflı kişiler sırasıyla Süleyman Askerî, Ali Başhamba (Tunuslu vatanperver ve milliyetçi), Hüsamettin Ertürk’tür.
Daire; masa ve şubelerden oluşmaktadır. Yine Mustafa Balcıoğlu’nun yapmış olduğu araştırmalar neticesinde ulaştığı bir belgeye göre 1918’de dairenin;
1. Tercüme ve Telif Şubesi,
2. Hindistan, Mısır, Afgan, Arabistan Şubesi
3. Şark Şubesi,
4. Rumeli Şubesi,
5. Afrika-yı Şarki ve Afrika-yı Garbî Sevkiyat, Umur-u Tanzimiyye, Muamelat- ı Zatiye, Kurye Şubesi
6. Evrak ve Dosya Şubesi,
7. Muhasebe Şubesi olmak üzere yedi şubesi vardır.
Teşkilatın ana gücünü oluşturan etmenlere baktığımızda nizamî ordunun yanı sıra takviye amaçlı gayrı nizamî kuvvetlerin varlığıyla iş birliği içerisinde yürütülen çalışmaların varlığı açıktır. Siviller ve İttihatçı asker fedailer, gönüllüler, kadronun kaynaklarını temsil eder. Çok geniş bir alanda dünyanın en yeni teknolojik gücüne ve en güçlü haber ağlarına sahip devletlere karşı (İngiltere en etkili istihbarat servislerine sahiptir) mücadele veren örgütün D. Anadolu, Kafkaslar, Suriye’den tutun da Kuzey Afrika, Hindistan, Türkistan, Rusya içlerine kadar ajanlar göndermesi; bu uğurda ortaya konan gerek maddî gerek manevî fedakarlıklar, yitirilen insan sayısı İslam mefhumuna yüklenen anlamın nişanesidir. Fakat tüm bu anlamlar bütünü, yani Pan-İslamist akıma gerektiğinden fazla teminat duymak, düşman devletlerini zayıflatmaktan öte Osmanlı’daki lojistik sıkıntıları ve kayıpları ziyadeleştirmiştir.
Osmanlı’daki azınlık gruplardan (Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Sırplar, Arnavutlar, Araplar vb.) bir kısmının çeşitli vaadlerle satın alınması, ajanların gereken tecrübeden yoksun oluşu, Rauf Bey Müfrezesi’nde (Almanlarla iş birliği içinde gerçekleştirilmesi umulan fakat tatbikatta akim kalmış, bir yıldan fazla süren operasyonda) Almanlarla Türkler arasında müttefikliğin sözde kalıp (Almanlar da Osmanlı topraklarına casus yerleştirmişlerdi) artık bir didişme halini aldığı anlaşmazlıklarla geçmesi gibi sebeplerle Umûr-u Şarkiye Dairesi arzu ettiği gibi bir başarıdan nasipsiz kalmıştır.
Kısa bir zaman evvel Osmanlı’nın farklı kıtalar da almış olduğu yenilgilerin; elden kayan topraklar, halkın maruz kaldığı siyâsî ve iktisâdî çöküntü ile birlikte altı çizildiğinde yaşadıkları dönemin gidişatına ferdî duyarlılıkları, entelektüel birikimleri ve hassas duygularla yön veren (genellikle doktor, mühendis, subay, gazeteci gibi)askerî nitemleriyle birlikte hayat sahasındaki yetkin halleriyle maruf münevverlerin azmi, gerektiği ölçüde anlaşılır olacaktır. Mondros Müterekesi’nin imzalanmasıyla resmî olarak ilga edilen kuruluş, devletin düşmana karşı bütünlüğünü ve istikbalini tehdit noktasındaki gayretlerine bir süre daha devam edecektir.

Gamze Şentürk

KAYNAKÇA
1) BALCIOĞLU, Mustafa, Teşkilat-ı Mahsusa yahut Umur-u Şarkiye Dairesi, Dinamik Akdemi, Ankara 2011.
2) GÜNEŞ, Gönül, Teşkilat-ı Mahsusa ve Birinci Dünya Savaşı’ndaki Faaliyetleri, Hacettepe Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Ankara 2013.
3) Pelin Çift İle Gündem Ötesi , TRT 1 Televizyonu (02.01.2018).