28 ŞUBAT 1856 ISLAHAT FERMANI İLAN EDİLDİ

1. Hazırlanışı

Islahat Fermanı, Kırım Harbinin son yıllarında hazırlanarak Paris Andlaşmasının  imzalanmasından altı hafta önce, 28 Şubat 1856’da Bâb-ı Âlî’de bütün bakanlar, yüksek memurlar, şeyhülislâm, patrikler, hahambaşı ve cemaat ileri gelenleri önünde okunarak ilân edildi ve Paris Andlaşmasını hazırlayan devletlere bildirildi. Kitaplarda Islahat Fermanının “dış baskı” sonucu çıkarıldığının yazılması âdettir. Kırım Harbinde, İngiltere, Fransa ve Avusturya Osmanlı İmparatorluğunu Rusya’ya karşı desteklemişti. 1856 Paris Konferansı öncesinde, Osmanlı İmparatorluğunu Rusya’nın müdahalelerine karşı korumanın bedeli ve Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa Devletleri ailesine katılmasının şartı olarak Avrupa Devletleri birtakım şartlar ileri sürdüler. Bu şartlar Islahat Fermanının esasları olarak Ali Paşa ile İstanbul’daki İngiliz ve Fransız elçileri arasında kararlaştırıldı. Islahat Fermanı da Tanzimat Fermanı gibi Padişah Abdülmecid  tarafından ısdar edilmiştir.

2. Hükümleri

Islahat Fermanı Tanzimat Fermanından daha kapsamlıdır.

  1. Islahat Fermanı Tanzimat Fermanının tanıdığı hak ve özgürlükleri, benimsediği esasları bir “kerre dahi tekit ve teyit kıl”mıştır.
  2. Gayrimüslim tebaaya eskiden beri tanınmış hakların aynen sürdüğü belirtiliyordu (… tebea-i gayr-i müslime cemaatlerine ecdad-îzamım taraflarından verilmiş ve sinîn-i âhirede îta ve ihsan kılınmış olan bilcümle imtiyazat ve muafiyet-i ruhaniye bu kere dahi takrir ve ibka kılınıp..”).
  3. Gayrimüslim tebaanın ihtiyaçları “patrikhanelerdeteşkil olunacak meclisler marifetiyle” Bâb-ı Âliye “arz ve ifade” edilecekti.
  4. Patriklerin seçim usûlü(usûl-i intihabileri) ıslah olunacaktı.
  5. Gayrimüslim din adamlarına devlet maaş bağlayacaktı (“…patriklere ve cemaat başlarına varidat-ı muayyene tahsis ve rühban-ı sairenin dahi rütbe ve mansıplarına göre kendilerine bervech-i hakkaniyet maaşlar tayin olunup…”)
  6. Hıristiyan rahiplerinin menkul ve gayrimenkul mallarına müdahalede bulunulmayacaktı.
  7. Gayrimüslimler kendi işlerini görebilmeleri için her cemaat birer meclis seçecekti. (“… gayr-i müslime cemaatlerinin milletçe olan maslahatlarının idaresi her bir cemaatin ruhban ve avamı beyninde müntehap azadan mürekkep bir meclisin hüsn-i muhafazasına havale kılınması…”).
  8. Gayrimüslimlerin ibadet yerlerinin, okul, hastane ve mezarlıklarının tamirlerine engel olunmayacak; yenilerinin yapılmasına izin verilecekti.
  9. “Bir mezhebe tâbi olanların adedi ne miktar olursa olsun ol mezhebin kemal-i serbesti ile icra olunmasını temin için” lazım olan tedbirlerin alınması öngörülüyordu. Yani ibadet özgürlüğü tanınıyordu.
  10. Mezhep, dil ve cinsiyet bakımından eşitlik ilkesi kabul ediliyordu (“… mezhep ve lisan veyahut cinsiyet cihetleriyle sünuf-ı tebaa-i saltanat-ı seniyyemden bir sınıfın âher sınıftan aşağı tutulmaması…”). Din ve mezhep yüzünden kimsenin aşağılanmaması da isteniyordu.
  11. Din ve mezhep değiştirmek için kimsenin zorlanmaması (“…tebdil-i din ü mezhep etmek üzere kimse icbar olunmaması…”) ilkesi benimseniyordu. Keza, İslâm dininden çıkmanın idam ile cezalandırılmayacağı belirtiliyordu. Bunlarla “inanç özgürlüğü”nün kabul edildiğini söyleyebiliriz.
  12. Devlet memurluğuna girişte din farkı gözetilmemesi (tebea-i Devlet-i aliyyemim cümlesi herhangi bir milletten olursa olsun devletin hizmet ve memuriyetlerine kabul olunacakları…”) ilkesi benimsenmişti. Bu ilkeyle gayrimüslimlerin memurluğa girişi konusundaki “siyasal hakları” tanınmıştı.
  13. Gayrimüslimler de devletin askerî ve mülkî okullarına kabul edileceklerdi (“… saltanat-ı seniyyem tebaasında bulunanların… cümlesi bilâfark ve temyiz Devlet-i aliyyemin mekatib-i askeriyye ve mülkiyyesine kabul olunması…”).
  14. Ticaret ve ceza davalarında eğer taraflardan biri Müslüman ve biri gayrimüslim veya bir yan gayrimüslim tebaa, diğer yan yabancı ise, yargılama karma mahkemelerce ve alenî olarak yapılacaktır (“…ehl-i İslâm ve Hıristiyan vesair tebaa-yi gayr-i müslime miyanesinde veyahut tebaa-i İseviyye vesair teba-i gayr-i müslimeden mezahib-i muhtelifeye tâbi olanların birbiri beyninde ticaret veyahut cinayata müteallik zuhura gelecek cemi devaî muhtelit divanlara havale olunup…”). Ancak, iki gayrimüslimin arasındaki davaya ise taraflar isterlerse kendi patrikhaneleri bakabilecekti. Mahkemelerde şahitlik hususunda Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında eşitlik esası kabul ediliyordu.
  15. İşkence ve eziyetve bunlara benzer muamelelerin yapılması yasaklanıyor, bunları emreden amirlerin ve yapan memurların cezalandırılması öngörülüyordu (“… mücazat-ı cismaniye ve eziyet ve işkence müşabih kaffe-i muamele dahi kamilen lağv ve iptal kılınması ve bunun hilafına vukubulacak harekat şediden men ve zecrolunacağından maada bunun icrasını emreden memurin ile bilfiil icra eyleyen kesanın dahi ceza kanunnamesi iktizasınca tekdir ve tedip olunması…”). Keza, hapishane şartlarının iyileştirilmesi (“… usûl-i hapsiyyenin mümkün mertebe müddet-i kaile zarfında ıslahına mübaşeret edilmesi…”) isteniyordu.
  16. Askerlik hizmetine gayrimüslim tebaanın da kabulü (tebaa-ı gayrimüslime dahi ehali-i İslâm misillü hisse-i askeriyye itası”) esası benimsenmişti. Ancak askerlik hizmetine gitmek istemeyenler için “bedel vermek ve nakden akçe ita etmek” usûlü de kabul ediliyordu.
  17. Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında vergiler açısından da eşitlik sağlanıyordu. Vergi alımında din ayrımı yapılmayacağı ilân ediliyordu (“… tebaa-i saltanat-i seniyemin kâffesi üzerine tarh olunacak vergi ve tekalif sınıf ve mezheplerine bakılmayacak bir surette ahz olunması…”). İltizam usûlünün kaldırılarak vergilerin doğrudan alınması öngörülüyordu.
  18. Yabancılara Osmanlı toprakları üzerinde mülk edinme hakkı (“… ecnebiyyeye dahi tasarruf-ı emlak müsaadesinin itâ olunması…”) tanınıyordu.
  19. Gayrimüslimler de eyalet meclislerine girebilecek ve Meclis-i Vâlâ’da temsil edilebilecekti. Böylece gayrimüslimlerin siyasal temsil hakları o zamanın koşulları ölçüsünde kabul ediliyordu.

Yukarıdaki ilkelerden de açıkça anlaşılacağı üzere, Islahat Fermanının ana hedefi, Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında her yönden tam bir eşitlik sağlamaktı. Din, vergi, askerlik, yargılama, eğitim, devlet memurluğu ve temsil alanında o zamana kadar olan farklar kaldırılıyordu. Din bakımından ayrımcılık kaldırılıyor, dini dolayısıyla kimsenin aşağılanmaması öngörülüyor, din değiştirme hakkı kabul ediliyor, İslâm’dan çıkmanın ölüm cezasıyla cezalandırılması usûlüne son veriliyordu. Vergi bakımından olan eşitsizlikler de kaldırılıyordu. Keza askerlik bakımından da eşitlik sağlanıyordu. Tanzimata kadar Hristiyan tebaa askere alınmazdı. Islahat Fermanı gayrimüslimlerin de askerlik hizmeti yapmaları prensibini açıkça kabul etmiştir. Ancak askerlik hizmetini yapmak istemeyenler için ise “bedel-i nakdi” formülü bulunmuştur. Bu bir derece haraç vergisinin devamı demekti; ama böylece artık Müslümanların da bedel-i nakdi vererek askere gitmeme hakları tanınmış oluyordu. Mahkemelerde gayrimüslimler aleyhine olan eşitsizlikler kaldırılmıştır. Gayrimüslimlerin, Rumlar hariç, devlet memurluklarına geçme hakları yoktu. Islahat Fermanı bu eşitsizliği de gidermiştir. Gerek askerlik, gerek memurluk, bunları hazırlayan okullarla ilgili olduğundan gayrimüslimlerin de askerî ve mülkî okullara girebilmesi esası kabul edilmiştir. Gayrimüslimlere eyalet meclislerinde ve Meclis-i Vâlâda temsil hakkı verilerek onların siyasal hakları da tanınmıştır.

3. Hukukî Biçimi

Islahat fermanının hukukî biçimi Tanzimat Fermanınınki gibidir. Yani hukukî biçimi bakımından Islahat Fermanı da bir “ferman”dır. Bu konuda gerekli açıklama yukarıda Tanzimat Fermanı başlığı altında yapılmıştır. O nedenle bu konuya tekrar girmiyoruz.

4. Anayasal Niteliği

Islahat fermanının anayasal niteliği Tanzimat Fermanınınki gibidir. Yani Islahat Fermanı şeklî anlamda değil, maddî anlamda anayasal niteliktedir. Bu konuda gerekli açıklama yukarıda Tanzimat Fermanı başlığı altında yapılmıştır. O nedenle bu konuya tekrar girmiyoruz.

Sonuç olarak, Osmanlı İmparatorluğunda Islahat Fermanı ile tebaaya o dönem Avrupa ülkelerinde tanınan temel hak ve özgürlüklerinin önemli bir kısmının tanındığını görmekteyiz. Tanzimat ve Islahat Fermanlarıyla tanınan hakların, o dönemde Batı ülkelerinde tanınan haklar ile, birçok eksiği olmakla birlikte, karşılaştırılabileceğini söyleyebiliriz. Sonuç olarak, Islahat Fermanı, Sened-i İttifak ile başlayan, Tanzimat Fermanı ile devam eden Osmanlı anayasacılık hareketleri içinde atılmış önemli bir adımdır.

26 ŞUBAT 1992 HOCALI KATLİAMI

Kadın çocuk demeden katledilen yüzlerce insan… 27 yıl önce bugün 26 Şubat 1992 tarihinde Hocalı katliamı yaşandı. Hocalı katliamı için zehirli top mermisi Ermeni güçleri, birçok kişiye ağır işkencelerde bulundu. Çocuk, kadın fark etmeden gerçekleştirilen katliamda, 613 Azerbaycan vatandaşı katledildi

Hocalı Katliamı’nın 27. yılı geldi. Acı katiam insanlık dramı olarak anılıyor. İnsanlık dramı olarak görülen Hocalı katiamının gerçekleşmesinin üzerinden 27 yıl geçti. Hocalı Katliamı, Karabağ Savaşı sırasında 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşanan ve Azeri sivillerin Ermenistan’a bağlı kuvvetler tarafından toplu şekilde öldürülmesi olayıdır. İşte Hocalı katliamı detayları…

HOCALI KATLİAMI NASIL GERÇEKLEŞTİ?

Ermeni güçlerinin 1991’in sonlarına doğru ablukaya aldığı Hocalı, 936 kilometrekarelik alana sahipti. 2 bin 605 ailenin, 11 bin 356 kişinin yaşadığı bir kasaba olan Hocalı’da Aralık 1991’de Karabağ’ın başkenti olarak kabul edilen Hankendi şehrini işgal eden Ermeniler daha sonra Hocalı’yı hedef aldı.

“Memorial” İnsan Hakları Savunma Merkezi, İnsan Hakları İzleme Örgütü, The New York Times gazetesi ve Time dergisine göre katliam, Ermenistan’ın ve 366. Motorize Piyade Alayı’nın desteğindeki Ermeni güçleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, Karabağ Savaşında Ermeni kuvvetlere komutanlık yapmış bugünkü Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan ve Markar Melkonyan’ın aktardığına göre kardeşi Monte Melkonyan, katliamın Ermeni güçler tarafından yapılan bir intikam olduğunu açıklamıştır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Hocalı Katliamı’nı Dağlık Karabağ’ın işgalinden bu yana gerçekleşen en kapsamlı sivil katliamı olarak nitelendirmiştir.

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin resmî açıklamasına göre saldırıda 106’sı kadın, 83’ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycanlı hayatını kaybetmiştir.

hocali-katliami-ic


HOCALI KATLİAMI NASIL YAPILDI?

Ermeni güçleri 1992 yılının 25 Şubatı 26 Şubat’ta bağlayan gecede bölgedeki 366. Alayın da desteği ile önce giriş ve çıkışını kapadığı Hocalı kasabasında, Azeri resmî kaynaklarına göre, 83 çocuk, 106 kadın ve 70’den fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613 sakin öldürülmüş, toplam 487 kişi ağır yaralanmıştır. 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, başları kesildiği görülmüştür. Hamile kadınlar ve çocukların da maruz kaldığı tespit edilmiştir.

 

23 ŞUBAT 1957 KÜBA’DA FİDEL CASTRO ÖNDERLİĞİNDE GERİLLA SAVAŞI BAŞLADI.

FİDEL CASTRO

Fidel Castro 13 Ağustos 1926 yılında Küba’nın Mayari şehrinde dünyaya geldi. İlk öğrenimini hristiyan katolik okullarında tamamladı. 1945 yılında Havana Üniversitesi’ne girdi. Bu dönemde hukuk alanına yönelerek, Küba hükümetine karşı farklı gruplar içerisinde bulundu. İktidar’da bulunan Flugencio Batista ülkeyi sıkı yönetimle idare etmekteydi. Fidel Castro mevcut hükümeti devirmek için yaklaşık 200 kişilik bir gerilla grubu oluşturdu. 1957 yılında Santiage de Cuba’da ki Moncada askeri kışlasına saldırarak çok sayıda silah ve mühimmatı ele geçirdi. Fakat gönderilen destek kuvvetleriyle Castro’nun grubundakilerin tamamına yakını öldürüldü. Castro bu çarpışmada esir düştü.

15 yıllık bir hapis cezasına çarptırılarak hapishaneye götürüldü. Ancak 1 yılın ardından Flugencio Batista tarafından ilan edilen genel bir af ile serbest kaldı. Fidel Castro devrim fikirlerinden vazgeçmeyerek Meksika’ya gitti. Burada tekrar kendine bir örgüt kurdu. Aynı zamanda büyük devrimcilerden biri olan Che Guevera ile tanışarak yakın bir dostluk kurdu. 2 Aralık 1956 tarihinde tekrar Küba’ya dönen grup hükümet donanması tarafından yok edildi. Fakat Fidel Castro ve Che Guevera dağlara kaçarak burada düşman kuvvetlerine karşı gerilla tipi mücadele vermeye başladılar.

Zamanla halkında büyük desteğini kazanan Castro 1 Ocak 1959 yılında Flugencio Batista rejimini devirdiler. Kendisini yeni Küba ülkesinin Cumhurbaşkanı ilan etti. Ayrıca yaptığı bir konuşmasında omzuna konan bir güvercin halk tarafından tanrını elçisi olarak yorumlanmasına yol açtı. Tüm yetkiyi ve gücü kendinde toplayan Castro yabancıların elinde bulunan ülke topraklarını geri kazanmak için toprak reformunu başlattı. Bu karar özellikle ABD tarafından büyük tepkiyle karşılandı. 31 Ocak 1961 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri Küba’ya amborgo koydu. Ticaretinin büyük bir kısmını şeker ticaretinden kazanan bu ülke ürünlerini SSCB’ye satmaya başladı.

Bunun üzerine ABD, Castro’yu iktidardan indirmek için Küba’yı deniz ablukasına alarak Domuz Burnu çıkarmasını başlattı. Bu olay Amerika ve Sovyet Rusya arasında neredeyse bir nüklüer savaşa neden oluyordu. Gerilim ablukanın kaldırılmasıyla son buldu. Fakat CIA tarafından Fidel Castro’ya yönelik yüzlerce suikast girişiminde bulunuldu. Ancak hepsinde de başarısız olundu. Castro, 1975 yılında Angola Halk Kurtuluş Cephesine, bunu tâkiben Etiyopya ve diğer Güney Amerika ülkelerine destek göndererek devrimci hareketlere destek verdi.

ABD’ye de kafa tutmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyen Castro’nun konuşmalarında bunun izlerini görmek mümkündür. Küba’nın ABD tarafından işgali olasılığı gündeme geldiği zaman yaptığı açıklamalarda: “Ülkemi savunma adına ölümüne savaşmak için en ön sırada yer alırım”, “Bizi hiçbir şey durduramaz. zafer bizim olacak” diyen Fidel, devrime olan inancından da hiçbir şey kaybetmedi. Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle sarsılan, büyük ölçüde yalnız kalan Küba’yı 21. yüzyıla taşımayı başardı. Dostlarına da sırtını hiçbir zaman dönmedi. Küba Devrimi’nin ardından bu kez Bolivya dağlarına çarpışmaya giden en yakın arkadaşı Che Guevera’nın ölümünden sonra kemiklerini Küba’ya getirterek vefasını gösterdi.

Fidel Castro, 25 Kasım 2016 yılında uzun süre muzdarip olduğu çoklu organ yetmezliğine yenik düşerek hayatını kaybetmiştir.

19 ŞUBAT 1451 FATİH SULTAN MEHMED II.KEZ TAHTA ÇIKTI.

Fatih Sultan Mehmet, babası II. Murad’ın 3 Şubat’ta vefatının ardından ikinci kez tahta çıktı.

1342 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu‘nda dünyaya gelmesiyle bilenen Fatih Sultan Mehmet’in babası İkinci Murat‘tır.Fatih Sultan Mehmet, iki ağabeyinin vefatının üzerine tahtın varisi durumuna geldi.İlk kez babası İkinci Murat’ın tahttan çekilmesi üzerine, ikincisinde İkinci Murat’ın vefatı olmak üzere iki kez tahtta çıktı.19 Şubat 1451’de Edirne‘de tahtta çıkması Fatih Sultan Mehmet döneminin başlangıcıdır.Tahta geçmesinin ardından Karamanlılar yerel beylikleri yeniden diriltmek üzere ayaklandılar ve Seydişehir ile Akşehir’i ele geçirdiler. Bunun üzerine 1451’in yazında Fatih Sultan Mehmet  Anadolu’ya geçti ve kısa sürede bu isyanı bastırdı.

Sultan Mehmet, İstanbul kuşatmasının hazırlıklarına 1451 senesinin sonlarına doğru başladı.Boğaz’ın Anadolu yakasında büyük dedesi Sultan Bayezid‘in yaptırmış olduğu Anadolu Hisarı’nın karşısına o dönemde “Boğazkesen” denilen Rumeli Hisarı’nın inşa emrini verdi.Rumeli Hisarı’nın 1452 senesinin Ağustos ayında tamamlasının ardından Boğaz’ın kontrolü Osmanlıların eline geçti.İlk saldırı 6 Nisan sabahı başladı. Kuşatma, aralıklı çatışmalarla 53 gün sürdü.22 Nisan sabahında bugünkü Dolmabahçe‘den Kasımpaşa‘ya uzanan güzergaha kalaslar döşenerek 70 kadar gemi silindirler üstünde Haliç’e indirildi. Böylece Haliç’in kontrolü Osmanlıların eline geçti.

29 Mayıs 1453‘te İstanbul fethedildi.

Kırım Hanlığı’nı Osmanlı hakimiyeti altına aldı.

Bosna’ya sefer düzenleyerek Bosna Sancakbeyliğini oluşturdu.

Eflak ve Boğdan’a seferler düzenledi. Trabzon Rum Devleti’nin varlığına son verdi. Karamanoğulları Beyliği’ni ortadan kaldırıdı.

Fatih Sultan Mehmet, tarihçilerin aktardığına göre, Osmanlıca dışında Arapça, Farsça,İtalyanca, Yunanca ve Latince bilmekteydi.

Fatih Sultan Mehmet’in eşleri,Emine Gülbahar Hatun, Gülşah Hatun, Hatice Hatun, Sitti Mükrime Hatun ve Çiçek Hatun’dur. Çocukları, İkinci Bayezid, Şehzade Mustafa, Cem Sultan ve Gevherhan Sultan’dır

17 ŞUBAT 1867 SÜVEYŞ KANALINDAN İLK GEMİ GEÇİŞİ GERÇEKLEŞTİ.

Süveyş Kanalı, Mısır’da yer alan yapay bir su geçididir. Kızıldeniz ve Akdeniz’i birbirine bağlar.Deniz seviyesinde olan kanal, Avrupa ve Asya arasında, Afrika’yı dolaşmadan deniz ulaşımı ve taşımacılığı yapabilme imkanı sağlar.Napolyon Bonapart Mısır’ı fethettikten sonra kanal için fizibilite raporu istedi. Raporda, 10 metre derinliğinde bir kanal açılabileceği belirtildi.Aradan geçen sürede girişimler olsa da, kanalın yapımı 1859’da başladı. 10 yıl sürdü. 1869 yılının Kasım ayında açıldı.Kuzey tarafından girişi Said Limanı, güneyinden girişi ise Süveyş şehrindeki Tawfiq Limanı’dır. Kanalın batı kıyısında İsmailiye bulunur. Şehir, orta noktadan 3 km uzaklıktadır.

Süveyş Kanalı ilk inşa edildiğinde 164 kilometre uzunluğunda, 8 metre derinliğindeydi. Ancak sonraki yıllarda geliştirmeler yapıldı. 2010 yılında kanal 193 km uzunluğa, 24 metre derinliğe, 205 metre genişliğe ulaştı.Kuzey girişi 22 kilometre, güney girişi ise 9 kilometredir. 162 kilometrelik kısmı ise kanal geçişidir.Süveyş Kanalı dar olduğu için tek şeritlidir. Gemiler konvoy halinde geçiş yapar. Bir geminin kanalı geçişi 12-16 saat arası sürer. Kanaldan günde ortalama 74 gemi geçer.Deniz suyu için set bulunmamaktadır. Su, kanala doğru serbestçe akar. Kanal, Mısır’daki Süveyş Kanal Otoritesi‘ne aittir ve bu kurum tarafından yönetilir.Günlük 7 milyon dolar kazancıyla Mısır için büyük bir gelir kaynağıdır. Öyle ki, Mısır ekonomisinde 3. büyük döviz girdisi kanaldan gelir.

Süveyş Kanalı uluslararası anlaşmalar çerçevesinde, savaşta veya barış zamanında, ticaret ve savaş gemileri tarafından bayrak sınırlaması olmaksızın kullanılabilir.

 

15 ŞUBAT 1637 III.FERDİNAND KUTSAL ROMA İMPARATORU OLDU.

FERDİNAND

9 Temmuz 1578 tarihinde Graz’da dünyaya geldi.

Ingolstadt Üniversitesi’nde çok kapsamlı bir Cizvit (Hristiyan bir tarikat. Türkiye’de “İsa’nın Askerleri” olarak bilinir) olması için eğitildi.

1595 senesinde eğitimini tamamladıktan sonra miras kalan toprakları kabul etti ve yönetimine geçti. Kendisi öğrencilik yaparken, topraklarla vekaleten Arşidük III. Maximilian yönetiyordu. Bundan kısa süre sonra Loreto ve Roma’ya hacca gitti. Hac dönüşü, toprakları içindeki Katolik olmayan inanış uygulamalarını bastırmaya çalıştı. Ayrıca 1590 senesinden 1637’ye kadar Styria Dükü, 1618-1625 yılları arasında Macaristan ve Hırvatistan kralı olduğu gibi 1617-19 ve tekrar 1620-37 yılları arası Bohemya Kralı olarak hükmetti.

23 Mayıs 1618 tarihinde Bohemya’daki İmparatorluk hükümetine karşı genişleyerek devam eden isyan hareketi ülkeyi Otuz Yıl Savaşları’na sürükledi. Bu nedenle II. Ferdinand, Protestanlara karşı toleranslı olmamakla suçlandı.

15 Şubat 1637 tarihinde Viyana’da 58 yaşında hayatını kaybetti.

Dehşetin Kanlı Gölgesi Caligula

Roma’nın başına gelmiş büyük bir bela desek yeridir. Küçük Çizme ( Caligula ) çocukluğunda büyük travmalara geçirmiş ve bu psikoloji ile yetişmiş bir kişilik. Sonuçları da Roma’nın idaresinde yaşanan büyük sorunlar. İlk zamanlarında Romayı kalkındırmaya çalışmış ve kısmen başarılı da olmuş ama ilerleyen dönemlerde ise geçmişinden getirdiği sorunlar gün yüzüne çıkınca Roma yönetiminin ahvali de kötü bir durum ile karşı karşıya kalıyor. Değişik fantezilere sahip, işkence yöntemleri, insanları ortadan kaldırması verdiği partilerde milletin eşine o an sahip olması gibi gerçekten çok değişik hikayeleri göreceksiniz bu kitapta. İyi okumalar.

Baltacı İle Katerina

Ses ve görüntünün kaybolmadığı ve evrenin genişlediği en son noktaya kadar gittiği biliniyor. İşin garip tarafı eserde bu şekilde başlıyor, bir kaya parçasına sesi dinleme aleti sürtünüyor derken Baltacı ile Katerina’nın bulunduğu çadır canlanıyor. Hikaye bu şekilde başlıyor tarihsel olay aynı zamanda hikaye tarzında anlatılmış hem bilgisel olarak doğru hem de ilginç olaylarla ilgi çekiyor.

Dünya Tarihine Yön Veren En Etkin 100

Eserde ilgimi ilk çeken Hz. Muhammed’i tüm herkesten önce kabul etmesini uzun uzadıya anlatması olmuştu. O zaman şunu anladım ki insaflı ve tarafsız olan kişiler gerçekten araştırma yapınca, Batı’nın sürekli kötü şekilde andığı ve hakkını vermediği tüm değerleri iyi bir perspektifle anlatıp, hak ettikleri değeri veriyorlar. Dünya tarihine önemli izler bırakmış ve büyük kitleleri etkilemiş kimselerin kısa hayat hikayelerini ve hangi konularda etkilediğini iyi bir şekilde anlatıyor. Birçok tarihi kahraman hakkında kısa ve öz bilgiler elde edebilirsiniz.

Metal Detector Reviews – The Story

It has a large handle and a tiny pointer that easily identifies smaller metal objects. It offers the same components as the AT, but it is not waterproof. Some treasure hunters don’t like using it because its black color makes it appear similar to a weapon which can create a problem in public areas. Garrett Pro-Pointer II is great beginners because it is easy to use. There are three adjustable sensitivity levels that allow users to customize depending on what is being searched for. This will stop you from having to bend over every time you need to dig something up. Beyond that, metal detectors are only made to create an electromagnetic response from a few inches to a foot away. Most metal detectors come with a pair of headphones, though you might want to upgrade to some cans. You don’t necessarily need headphones for searching, though getting rid of any external noise, especially things at the beach such as crashing waves and loud children, can be helpful in bettering your search. They’re best for deeply buried objects and cover a greater ground surface, but they are heavier which makes a big difference for long sessions and water work. In highly mineralized soils detecting can be almost impossible because your machine is barraged with iron particles and screaming its head off with excitement. The worst mineral for metal detectorists is iron because it’s conductive and sets off your machine. This is because each machine behaves differently, and over time you’ll learn which settings are best for say coins, whereas another setting is better for dropped rings. So all in all, the AT Pro metal detector is easy to set up, use and is always reliable for its ability to pick up many items that other modern metal detectors do occasionally miss. The control box on the Garrett AT Pro Metal Detector All Terrain Land and Water Metal Detector is very well laid out and offers minimal to no confusion in getting used to. Wonderfully priced for an ‘all terrain’ metal detector, the coil will give out a definitive sound whenever it is mulled over a piece of silver. On top of that, sensitivity control works to lower all electromagnetic interference picked up by the metal detector. By now, you probably have an idea of what a good metal detector looks like and its features. A waterproof detector does not necessarily have to be placed on the surface of the water. In case you plan on settling for areas with water bodies, ensure its coil and shaft are waterproof. Despite having all these professional functions the metal detector is easy to master and it can be recommended both as the first device (with possibility to upgrade) and as a professional device for those who have already mastered an entry-level one. Reasonable price, high search properties, light weight, user-friendliness make Fisher F22 a perfect metal detector for treasure, jewelry and relics hunting.

Picking Practical Advice For Best Metal Detector

The Teknetics Delta 4000 is high-tech and accurate while still being easy to use. If you do this, you’ll not encounter any issues with ranger and police that could ruin your good time. You can still metal detect in some areas, such as parks and beaches, but there are other areas, such as historical and archaeological sites, that might get you into a bit of trouble. The interface is pretty straightforward, making it a great introductory metal detector. If you’re looking to go a bit more extreme with your metal detecting, may we recommend the Bounty Hunter TK4 Tracker. Thanks to the lightweight design, you can pretty much take this metal detector with you anywhere. Best Metal Detector allows to identify any metal object in area, because all metals generate magnetic field which strength can be measured with this tool. Inquire at your local parks department before taking a metal detector to a public park. The LCD display on this unit was very easy to read and had the most buttons, options and customization of all the units. The thick padding all over the detector, the secure forearm rest with a Velcro strap and the fact that the different parts of the shaft connected by clicking together in pre-made grooves, made this Garrett the most comfortable unit. Second, we found that the displays of metal detectors come in a wide array of options, some better than others. If you want a relic hunting detector that can search deeper than most alternatives, the T2 Classic is definitely an option to consider. In summary, the Teknetics T2 Classic is a great choice for relic hunting – but it’s also a versatile machine that can even https://metaldetectorshub.com/metal-detectors/ handle basic gold hunting. The 11″ search coil is larger than those found on cheaper models, so you can hunt larger areas in less time. Whether you’re hunting in woodland, parks or almost anywhere else, the F75 provides great discrimination and depth. The metal detectors we have examined for you have been thoroughly considered, and some are rated on different review sites as being the best. The disc control helps in differentiating targets and the unwanted material making the search easier.