UYGUR KOCABAŞOĞLU

Kitabın yazarı Dr. Uygur KOCABAŞOĞLU tarihçi, 2 Haziran 1945’te Kastamonu’da dünyaya gelmiştir. Ankara Üniversitesi Siyasi Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat şubesi mezunudur. 1989’da Yakınçağ tarihi doçenti, 1996’da profesör olmuştur.

Okuduğum eser bir monografi örneğidir. Anadolu’daki Amerikan yayılmasını, 19. Yüzyıldaki görünümünü, misyoner faaliyetleri çerçevesinde ve eğitim sistemi alanında özetlemiştir. Yazar Osmanlı’nın bu faaliyetlere tepkisi ele almamakla birlikte bu konu üzerine farklı bir kitap yazacağını belirtmiştir.

1820 yılında Osmanlı’da faaliyet gösteren misyonerleri ele alan kitap bu faaliyetlerin altında yatan din olgusunu ele almıştır. Bu yaptıklarıyla eğitim ve sağlık alanında insanlara ulaşan ve içten içe Hristiyanlığı yaymak isteyen misyonerler çok açık bir şekilde anlatılmıştır. Misyonerler, ‘American Board of Commissioners for Forgein Missions’ (ABCFM) adlı Amerikan misyonerlik örgütüne bağlı hareket etmişlerdir. Amaçları dinsizler arasında Hristiyanlığı yaymaktır. Bunu yapabilmek için çok uluslu olan Osmanlı toprakları onlar için en uygun zemini, oluşturmaktaydı. Eğitim ve sağlık faaliyetleriyle ulaşıp insanları etkileri altında bırakmaya çalışmışlardır. Kısaca okul ve hastane açıyorlardı. Osmanlı topraklarını keşfedip, raporlar hazırlayıp ABCFM’e gönderiyorlardı. Kitabın tam bu noktada önemi artıyordu. Çünkü yazar bizzat ABCFM’in arşivine giren ilk Türk araştırmacıdır. Onun dışında United Church Board for World Ministries yetkililerin tarafından da arşive girebilmiş, Harvard Üniversitesi’ne bağlı Houghton kitaplığına da girmiştir.

Şunu rahatlıkla belirtebilirim ki kitapta hiçbir hamasi duyguya yer verilmemiş. Tamamen birincil kaynak ve belgeler doğrultusunda bilimsel bir dil ile kaleme alınmıştır. Tarafsız bir üslup ile yazılan esere bu alanda en yetkili kişilerce de müdahale edilmiştir ve sağlam bulgulara yer verilmiştir. Kitap birçok istatistiki tablo içermektedir. Örneğin ABCFM’in yıllara göre toplam bütçesini, bağışlarını ve Osmanlı ile Anadolu’ya düşen paylarını gösteren tablo gibi… Bunun gibi Osmanlı’yı inceleyen misyonerlere ait birçok net ve doğru bilgileri erişilebilir hale getirmiştir. Bu konuda yazılmış en yetkin kitaptır.

KOCABAŞOĞLU, Uygur, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, Arba Yayınları, İstanbul, 1989

Yağmur KÖFTER

Bartın Üniversitesi

ERMENİ MESELESİ BİBLİYOGRAFYASI

ESAT,Uras,Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi,Belge Yayınları,2.Baskı,İstanbul1987

ÇİÇEK, Kemal , Ermenilerin Zorunlu Göçü 1915-1917,TTK Yayını, Ankara 2005.

GÖYÜNÇ, Nejat , Osmanlı İdaresinde Ermeniler ,Gültepe Yayınları , İstanbul 1983.

GÜNGÖR Erol, Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri, ÖtükenYayınları ,İstanbul 1999.

GÜRÜN, Kamuran, Ermeni Dosyası, Rüstem Yayınevi,5.Baskı,İstanbul 2001.

HALAÇOĞLU, Yusuf ,Arşiv Vesikalarıyla Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler İstanbul 1976

HÜSEYİN NAZIM PAŞA, Ermeni Olayları Tarihi, C.I, 2.Baskı, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Daire Başkanlığı Yayını,No.14,Ankara 1998.

KÜÇÜK,Cevdet,Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı,1878-1897,2.BaskıTDAV,İstanbul 1986.

URAL,Gültekin,ErmeniDosyası,KamerYayınları,İstanbul 1998.

ŞAHİN,Gürsoy, Osmanlı Devleti’nin Son Dönemlerinde Sivas ve Suşehri Bölgelerinde Ermeni Faaliyetleri,IQ Kültür Sanat Yayıncılık,İstanbul,2007.

Bir Ömür Nasıl Yaşanır

Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine

Kitabın konusunu, muhtevasını oluşturan dört bölümde ayrı ayrı ele almak gerekir. Genel itibarıyla bakıldığında çok okumanın değil nitelikli okumanın önemini; boş zamanın ıstırap ve can sıkıntısını doğurduğunu, “İnsanların çoğunun boş zamanı ne üretir? Can sıkıntısı ve budalalık. Ve Aristo’nun dikkat çektiği gibi cahil insanların boş saatleri ne kadar acınaklıdır.” s.38. ; okunan her kitabın akılda muhafaza edilemeyeceğini, sırf yazmak için yazanlar ile sadece ele aldığı konu için yazanların ayırt edilmesi gerektiğini ve özgün düşünememenin sancılarını ve bizlere yansımalarını konu edinir Schopenhauer. Kitap bize gösteriyor ki aslında okuma alışkanlığı çoğu zaman düşünceyi geliştiren bir eylemden daha çok özgün düşünmeyi yok eden bir eyleme dönüşüyor okurda.

​Kitap, sunuş bölümünde Ahmet Aydoğan’ın ‘Okumak İnsana Ne Kazandırır?’ ön sözüyle başlar ve yazarın ‘İnsan Mutluluğunun İki Temek Düşmanı: Istırap ve Can Sıkıntısı’ , ‘Okumak ve Kitaplar Üzerine’ , ‘Yazarlık ve Üslup Üzerine’ , ‘Düşünmek Üzerine’ yazdığı dört bölümden oluşmaktadır.

Çevirmen Ahmet Aydoğan ‘Okumak İnsana Ne Kazandırır? Bölümünde, bu soruya geçmeden önce, okumak tüm insan etkinlikleri içerisinde nerede yer bulur kendisine? Bu gibi ve daha pek çok soruya cevap arayan yazar bu soruları ardı ardına sıralayarak okuyucunun da zihninde bir imgelem oluşturmaktadır. Okumak insana özgü etkinlikler içinde diğerlerine göre nerede durur? Okumakla insanın insan olması arasında nasıl bir ilişki vardır? İnsanın insan olması sayesinde kendisine insan denilen varlıktan söz edilebildiği öz, yani insanın insanlığı neye dayanır ve okumak bu öze ne tür bir katkıda bulunur? İnsanın özünün “düşünen” ya da “konuşan” varlık diye tanımlanması bir etkinlik olarak okumayı ne kadar içinde barındırır veya bir tarif olarak ona ne ölçüde gereksinim duyar? sorularına cevap arar. Bu cevapları buldururken okuyucunun ön bilgilerine de başvurmaktadır.
İkinci bölüm ‘İnsan Mutluluğunun İki Temek Düşmanı –Istırap ve Can Sıkıntısı’ dır.

Yazar burada, gereksinim duymak ve yoksunluğun ıstırap ürettiğini, buna karşılık eğer bir insan sahip olması gerekenlerden daha fazlasına malikse bu sefer de yakasını can sıkıntısına kaptırdığını söyler: “En genel gözlem, bize insan mutluluğunun iki temel düşmanının ıstırap ve can sıkıntısı olduğunu gösterir. Daha ileri gidip, birinden yakamızı sıyıracak kadar talihli olma ayrıcalığımızın düzeyinin bizi diğerine yaklaştırdığını söyleyebiliriz. Aslına bakılırsa hayatın bize sunduğu, bu ikisi arasında, az veya çok şiddetli bir salınımdır. Bunun sebebi, bu iki kutuptan her birinin diğeri için çift yönlü, harici ya da nesnel, deruni ya da öznel bir çatışmayı içinde barındırmasıdır. İhtiyaç içerisinde bulunmak ve sefalet, ıstırap üretir; buna mukabil eğer bir insan sahip olması gerekenlerden daha fazlasına malikse can sıkıntısına düçar olur.” s.35.

Beşinci bölüm Düşünme Üzerine, de bir kütüphane çok geniş olabilir; fakat eğer düzensiz ise küçük, ama derli toplu bir kütüphane kadar kullanışlı ve yararlı değildir. Benzer şekilde bir insan çok büyük bir bilgi yığınına sahip olabilir, fakat kendi kendisine üzerinde düşünerek bu bilgiyi gerektiği gibi işlememişse, üzerinde tekrar tekrar ve uzun uzadıya düşünülmüş çok daha küçük bir bilgi miktarından daha kıymetsizdir. Sözün özü var olanın niceliksel boyutu değil birikimi, düzeni ve niteliğidir önemli olan. Çünkü bir insan ancak dört bir taraftan topladığı bilgiyi bir araya getirip bildiği şeyleri bir doğruyu diğeriyle mukayese ederek terkip haline getirdiği zaman ona tamamen hâkim olur ve onu kendi gücüne-melekesine dönüştürür. Kısacası bilgiyi kendi bilgisi yapması ve özümsemesi önemli bir ayrıntıdır. Bir insan bilmediği bir şeyi zihninde evirip çeviremez, düşünemez; bu yüzden önce bir şeyi öğrenmelidir; fakat bir insan ancak üzerine düşündüğü şeyi bilir. Eğer bir insanın düşünceleri, içinde hakikati ve hayatı barındıracaksa, bunlar onun kendi temel düşünceleri olmalıdır. Çünkü onun gerçekten ve tamamen anlayabildiği sadece bunlardır. Başkalarının düşüncelerini okumak, kişinin davet edilmediği bir yemeğin artıklarını alması, yahut bir yabancının yırtık dökük elbiselerini üzerine geçirmesi gibidir. Okuduğumuz düşünce ile içimizde uyanan düşünce arasındaki ilişki, tarih öncesi zamanlardan kalma bir bitkinin fosil-leşmiş kalıntısının baharda tomurcuklanan bir bitkiyle ilişkisi gibidir. Hakiki değere sahip olan tek şey bir insanın doğru-dan kendi kendisine düşündüğüdür. Ürettiği, emek harcadığı, zihinsel bir yorgunluk hissettiği düşünce asıl nemli olandır. Düşünürler belki aşağıdaki gibi sınıflandırılabilirler: ilk başta kendi kendilerine (ve kendileri için) düşünenler gelir ve ardından doğrudan başkaları için düşünenler. Birinciler hakiki düşünürlerdir, onlar sözcüğün her iki anlamında da kendi kendilerine düşünürler; onlar gerçek filozoflardır, çünkü sadece onlar samimidir (meselelerini ciddiye alırlar). Ayrıca onların hayatlarının hakiki hazzı ve mutluluğu düşünmeye dayanır. Diğerleri birer sofisttir; olmadıkları biçimde görünmeyi arzu ederler ve mutluluklarını başka insanlardan bu şekilde almayı umut ettikleri şeyde ararlar. Bunlar başka bir konuda samimi değillerdir.
​Kitabın dil ve üslubuna baktığımızda felsefik bir dil kullanılmasına rağmen anlaşılmayacak bir üslubunun olduğu söylenemez. Yer yer zor anlaşılan cümleler bulunuyordu fakat genele yaydığımızda bunun çok göz önünde bulundurulacak bir şey olduğunu söylememiz doğru olmaz.

Kötü kitaplar zihin için zehir mesabesindedir aklı harap ederler. İyi olanı okumak için kötü olanı hiçbir zaman okumamayı insan kendisine düstur edinmeli: Çünkü hayat kısa ve hem zaman hem dinçlik insan için sınırlı, der. Hayatın kısa olması beraberinde kötü olanla vakit harcanmaması gerektiğini getirmektedir. Bunu özellikle günümüzde bilgi bombardımanına tutulmuş bizler için daha önemli görmemiz gerekmektedir.

Yazar:

Gözde Durhat

Baltacı İle Katerina

Ses ve görüntünün kaybolmadığı ve evrenin genişlediği en son noktaya kadar gittiği biliniyor. İşin garip tarafı eserde bu şekilde başlıyor, bir kaya parçasına sesi dinleme aleti sürtünüyor derken Baltacı ile Katerina’nın bulunduğu çadır canlanıyor. Hikaye bu şekilde başlıyor tarihsel olay aynı zamanda hikaye tarzında anlatılmış hem bilgisel olarak doğru hem de ilginç olaylarla ilgi çekiyor.

Dünya Tarihine Yön Veren En Etkin 100

Eserde ilgimi ilk çeken Hz. Muhammed’i tüm herkesten önce kabul etmesini uzun uzadıya anlatması olmuştu. O zaman şunu anladım ki insaflı ve tarafsız olan kişiler gerçekten araştırma yapınca, Batı’nın sürekli kötü şekilde andığı ve hakkını vermediği tüm değerleri iyi bir perspektifle anlatıp, hak ettikleri değeri veriyorlar. Dünya tarihine önemli izler bırakmış ve büyük kitleleri etkilemiş kimselerin kısa hayat hikayelerini ve hangi konularda etkilediğini iyi bir şekilde anlatıyor. Birçok tarihi kahraman hakkında kısa ve öz bilgiler elde edebilirsiniz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Atatürksüz tarih düşünülemez. Bunun böyle olduğu zamanla daha da iyi anlaşılacaktır.’
İlber hocanın okuduğum ilk kitabıydı, bu kitap olmasaydı belki kalemiyle bile tanışamayacaktım. Kitabı beğendim mi? Evet, çok.. ama beklediğim böyle bir kitap değildi. Ben daha çok Atatürk okumayı beklerken, kitapta Cumhuriyetin kuruluş sürecini anlatmış.
Kitabın başlarında Atatürk’ün ailesi, okul hayatı sonra askerliğine geçiş yapmış. Balkan savaşı, Kurtuluş savaşı, kongreleri,Lozan’ı, Sevr’i, inkılaplarının anlatıldığı ve bitişini de Atatürk’ün bazı özellikleri ve ölümüyle sonlandırmış. Biyografiden ziyade o döneme ışık tutan, belki bazılarımızın bildiği ama benim yeni öğrendiğim bilgileri, özellikle günümüz içinde yaprağı yorumlarla güzel bir bilgi birikiminin aktarımı olmuş. Elimden bırakamadığım, kesinlikle tavsiye edebileceğim bir kitap..

Tavsiye eden Rumuz: Damla’nın Kitapları

Medeniyetler Çatışması

Merkezi bir kültür vardır ve bu kültür etrafında gelişen diğer kültürler vardır. Merkeze bağlı olarak gelişen bu kültürler zamanla kopabildikleri gibi dışarıdan bir etkiye karşı tekrardan merkez kültürün etrafında birleşerek, tehlikeye karşı koyabilmektedirler. Huntington bölgeler arasındaki farklılıkları; Kültür, Din ve Irk bağlamında analiz edip, bu bölgeler arasındaki geçişleri iyi bir şekilde ifade ediyor. 2030’ların yükselen süper gücü olarak Çin’i merkeze koyuyor. Bunun önüne geçmek için de Amerikanın izlemesi gereken politikaları anlatıyor. Güzel bir Uluslar arası İlişkiler kitabı diyebilirim. 1990 larda yazılan bu kitap adeta günümüzü çizmiş yaşanan ve yaşanacak olan olası savaşların neden ve nasıl çıkacağını ön görmüştür.

Geçmişten Günümüze Dünya Tarihi

Genel bir tarih bilgisi sizlere sunuyor. Derinlemesine akademik bir eser değil ama genel kültür olarak işinize çok yarar. Bir bakmışsınız Fatih’in İstanbul’u fethin’desiniz, bir bakmışsınız ki Fransız Devrimlerin’desiniz. Siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel olaylara da değinmiş. İnsanlık tarihinin başlangıcından günümüze değin gelişen önemli olayları, kısa ama etkileyici bir anlatımla okurlarına adeta servis edilmiş.

Pearl Harbor’dan Hiroşima’ya

Mükemmel bir analiz kitabı. İkinci dünya savaşına girmek için fırsat kollayan ABD’nin Japon saldırısını bilmesine rağmen kılını kıpırdatmadan Pearl Harbor’un yerle bir edilmesini izlemesine şahit olacaksınız. Savaşa girip Almanya’ya saf dışı bıraktıktan sonra Dünya’yı iki kutuba ayırdı. Doğu dünyasını SSCB’ye bırakırken kendisi Batı dünyasını ele geçirdi. Aynı senaryonun bir benzeri ikiz kule saldırıları idi. Bu sefer SSCB’nin 1990’larda dağılması ile dünyayı tek kutuptan yönetmek için kendi beslediği Usame Bin Ladin hedef gösterilerek Afganistan işgal edildi. ABD’nin senaryolarını sürekli yaşıyoruz işte bu kitapta da ABD’nin Dünya Hükümranlığına doğru yol aldığı ilk basamağı göreceksiniz. İyi okumalar iyi bir Türk Milliyetçisi olan Levon’a saygınız artacak…