TANZİMAT AYDINI PROTOTİPİ

1789 Fransız İhtilali’ne kadar Avrupa kaynaklı reformlar Osmanlı tarafından fazla ilgi görmemiştir. 14. ve 15. Yüzyılda hem Asya’da hem de Avrupa’da büyük bir imparatorluk konumuna gelen Osmanlı, Avrupa’nın geçirdiği değişimlere karşı ihtişamlı bir devlet olduğu için hamasi duygular ile hareket etmiştir. Fakat Osmanlı yaşanan bu değişimlerden etkilenmekten kaçamadı. Fransız İhtilali’nin getirdiği ‘milliyet’ kavramı Osmanlı’nın muvazenesini bozacak bir saika olarak ortaya çıkmıştır. Bu ihtilalin etkileri Osmanlı’ya III. Selim zamanında nüksetmeye başlamıştır. Padişah III. Selim’in planlarında yer alan Batı tarzı reformlar ondan sonra tahta geçen II. Mahmud döneminde vücut bulmuş, bu dönemde tercüme odasının kurulması ve yeni çeri ocağının kaldırılması ile Tanzimat’a giden süreç hız kazanmıştır. Osmanlı’nın modernleşmesi için bu süreç çok mühimdir. Klasik Osmanlı aydını yanında Batılı tipte düşünen aydınların çıkışı bu döneme denk gelir.

‘Tanzimat aydını’  dediğimiz kavramı ele almadan evvel, Tanzimat Fermanı neyi istinaden var olmuş onu kavramak lazım gelir. Bu ferman 3 Kasım 1839 yılında ilan edilmiştir. 19. Yüzyılda Osmanlı’nın ahvalini bulunduğu seviyeden daha ileri yani Batılı devletlerin ilim ve teknikte gerçekleştirdikleri ilerlemeye ulaşma amacı güdülerek hazırlanmış bir fermandır. Mevzuyu iki yönden incelediğimizde ulaştığımız neticenin ilki Avrupalı devletlerin, Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmasının önüne geçmeye çalışmak, Mısır sorununun çözülmesi ve de Boğazlar Meselesi’nde Osmanlı’ya destek olunmasını sağlamaktı. İkincisi Osmanlı’nın siyasi, askeri, ekonomik ve toplumsal normlarının bozulması devleti bir çıkmazın içine sokmuştur. Bu vaziyet Osmanlı’yı iyice zayıflatmış ve yıkılışa dahi sürüklemiştir. Deneyimli bir paşa olan Mustafa Reşid’in hazırlamış olduğu bu ferman devleti ve toplumu ‘demokratik’ bir şekle sokmak ve devletin içinde bulunduğu kötü vaziyetten kurtarmak maksadı taşımaktadır. Bu dönemde Osmanlı’da görülmemiş ıslahatlar ve reformlar gerçekleştirilmiştir. Mustafa Reşid Paşa dönemin Hariciye Nazırı idi. Burada Tanzimat aydını prototipi oluşturduğumuzda Hariciye Nazırı olmasının önemi büyüktür. 19. Yüzyıl’da hukuki, siyasi ve askeri alanda Fransa’nın örnek alındığını görmekteyiz.

Mustafa Reşid Paşa ise Avrupa’ya gönderilen ilk kişilerdendir. Paris’e gitmiş ve oranın kültürünü, hukuk sistemini, askeri alanda gerçekleştirilmiş yenilikleri yakından takip etmiştir ve II. Mahmud’a bu konularla ilgili layıhalar sunmuştur. Buradan hareketle ‘Tanzimat aydını’ kişilerin Avrupa görmüş kimseler olduğu sonucuna varırız. Dönemin diplomasi dili Fransızcadır. Dolayısıyla Tanzimat aydınlarının gittikleri yerin lisanına da hakim olması gerekir. Bu tarz fikirlerin yahut izlenimlerin kuvvetli olabilmesi için iyi eğitimli, kişinin kendisini geliştirmeye açık ve yenilikçi düşünce yapısına sahip olması gerekir. Reşid Paşa düzenli bir eğitim görmemiş ancak kendisini geliştirmiştir ve devlet adına önemli görevlerde yer almıştır. 19. Yüzyılda Osmanlı’da bürokrasi sınıfı yükselişe geçmiştir. Çünkü savaşlardan zararla ayrılan Osmanlı diplomatik ilişkiler kurmaya yönelmiştir. Paris’e giden Reşid Paşa da tahlil, gözlem ve analiz yeteneğinin de bulunması gerekliydi. Paşa Paris’te bulunduğu süreçte batılı düşüncelerden de etkilenmiştir. Bakıldığında Osmanlı’nın batılı düşüncelere göre şekillenmesi oralara giden paşaların gözlemlerine ve batının gelişmesi Osmanlı’nında bu sürece ayak uydurmak zorunda kalması temeline dayanır. Araştırmalarım doğrultusunda insanların yıllardır alıştıkları sistemi değiştirip onlara yeni fikirler üzerine dayalı bir sistemi empoze edebilmek çok büyük bir özveri gerektirir.

O dönemlerde endişeli bir tebaayı teskin edebilmek oldukça zordu. Tanzimat aydını dediğimizde aydın olan kişinin meraklı, ilgili, yenilikten korkmaya ve farklı görüşlere açık olması önemli niteliklerdendir. Çünkü 19. Yüzyıl Osmanlı kafa yapısında ‘Kanun-i Kadim’ i’ destekleyen bir kesimde vardı. Tanzimat aydını olan kişiler artık bunun mümkün olmadığını ve bir şekilde değişimin gerçekleşmesi kanısında idiler.  Elbette bu yapılanla birçok aksiliği de beraberinde getirmiştir. Örneğin yargı sisteminde yapılan ikilik hatasıdır. Baktığımızda karma mahkemelerin yanında şer-i mahkemelerde varlığını sürdürmüştür. Bu yapılanla çok uluslu olan Osmanlı’ya terstir. Günümüzdeki hukuk yapısının temelleri Tanzimat aydınları tarafından atılmıştır. Yapılan hatalar daha iyiye gitme fırsatı sunmuştur. Fakat Osmanlı son yıllarında içine düştüğü kötü durumdan kurtulamamıştır. Tanzimat aydınları harekete geçmeseydi Osmanlı için değişim gecikebilirdi. Batılı tarzda düşünebilmek, batılı eserleri okuyabilmek, farklı bir lisan öğrenebilmek, yenilikleri yakından takip edebilmek ve bunu kendi devletine empoze edebilmek anakronizim hatasına düşmeden dönemin şartları bağlamında ele aldığımızda gerçekten zor ve büyük bir çaba gerektirdiğini görmekteyiz. Tanzimat aydınları günümüzde ilerleyen sisteme yön veren kişilerdir.

Sonuç olarak ‘Tanzimat aydını’ dediğimiz kişi nitelikli, meraklı, lisan bilen, Avrupa görmüş, tahlil- analiz kabiliyeti olan, eğitimli, okur-yazar, yenilikten korkmayan kişiler olmalıdır.

Yağmur KÖFTER

Bartın Üniversitesi

Şarkiyatçılık, Batı’nın Şark Anlayışları

Doğu Tarihi ile alakalı bir ders için okumamız gereken bir kitaptı. Okurken çok sıkıldım, genel olarak Batının gözünde Doğulu imajını anlatmıştı. Anlatılan her şey eni sonu gelip Batı medeniyetinin üstünlüğüne gelip duruyordu. Hem sıkıcı bir anlatıma sahip, hem de biçimsel olarak karmaşık bir yapıya sahipti.

Moğolların Gizli Tarihi

Türkler ve Moğollar arasındaki en büyük fark Moğollar da merhamet denen aşağılık duygunun olmamasıdır. Çingiss Khan’ın doğumundan ölümüne kadar geçen süreci kişilerin ağzından anlatmış adeta yaşıyorsunuz o zamanları. Yeri geliyor Çengiss adaleti ile ön plana çıkarken bazen de vermiş olduğu şiddet kararları ile adını unutulmaz kılıyor. Her ne olursa olsun adaletinden ödün vermeyip, Yasalarını yazdırmıştır. Orta Asya’nın güvenliğini, kaos içinde olan diyarları ele geçirerek sağlıyor. Kitapta genel olarak etrafındaki insanlarla olan diyalogları ile Tarihi olaylar anlatılıyor.

Osmanlı-Habsburg İlişkileri

Çöküşün başlangıcı olarak kabul edilir bazı tarihçiler için Kanuni dönemi. Avusturya ve Osmanlı arasında yaşanan siyasi ilişkilerin elçiler yoluyla çözümlenmeye çalışıldığı bazı zamanlar olmuştur bu dönemde. Kanuni ne zaman ki batı seferine çıkmış Alman İmparatoru Şarlken bir türlü onun karşısına çıkmaya cüret edememiştir. Aynı zamanda Seyyahların eserlerinden de yararlanılmış bu eserde, bundan ötürü çok ilginç bilgilere de rast geleceksiniz. Çöküşten ziyade Türk Milletinin özünü kaybetmeye başladığı yıllar gibi geldi bana. Özellikle Arap ve Farsın etkisi ile birçok olumsuz davranışı kazanmaya başlamış ve neticesinde kurumlarda haksızlıklar meydana gelmeye başlamıştır. Özellikle Kanuni’nin son dönemleri adeta çatırdama seslerinin hafif hafif duyulduğu zamanlardır diyebiliriz. Genel manada bilgi edinebileceğiniz güzel bir kitap.

Etrüksler Türk mü İdi

Şehir Devletler

Ortaçağ’a gelene kadar gelen dönemde Devletlerin ne üzerine kurulduğunu analiz edilmeye çalışılmış. Özellikle Antik Yunan şehirlerinin her birinin kendine has durumları incelenmiş. Sonra Roma İmparatorluğuna ulaşmadan önce İtalya yarım adasındaki devletçiklerin birbirleri ile mücadele ederek, en sonunda bir siyasi yapı altında birleşip, dışarıdaki ülkeleri boyundurlukları altına alan Roma İmparatorluğunun kuruluşunu anlatmış.

Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar

Atatürk’ün ilk öğretiminden son dönemlerine kadar etkilendiği yazarlar ve düşünce yapılarını ele alan bir solukta okunacak tadımlık bir eser. Mustafa Kemal’i Mustafa Kemal yapan zaman dilimlerini ele alıp, bu dilimlerde kimlerin ya da hangi yazıların etkili olduğunu anlatıyor. Bazı yerlerde ise yaşamış olduğu olayların etkisi altınada kalarak Cumhuriyeti kurduktan sonra, onun üzerinde büyük etkiler bırakmış yanlış olayların silinmesini sağlamak adına bazı devrimleri yapıyor. Bunlardan biri de Şapka Kanunu’dur. 1910’da Picardie manevralarına giderken, başında kırmızı fes bulunan arkadaşı Bnb. Selahattin’le Belgrad istasyonunda alay edilmesi, M. Kemal’de, ulusal hiçbir yönü olmayıp II. Mahmut döneminde zorla giydirilmiş olan fes’e karşı olumsuz bir tutum yaratmış ve Cumhuriyet döneminde şapka giyilmesinin psikolojik temelini oluşturmuştur. Bir başka olayda, Şam’daki garnizonda basit bir nedenle kavga eden biri Türk diğeri Arab kökenli iki eri karşısına alan nöbetçi subayın, kimin haksız olduğunu bile araştırmadan, ” Sen kim oluyorsun da, kavm-i necibden olan birisine hakaret ediyorsun ?” Diye Türk erini suçlaması ve aşağılaması, Mustafa Kemal’de, İmparatorluk içerisindeki üstün kavim anlayışına karşı büyük bir tepki doğurmuş, Türklük duygularını kamçılamıştır…

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE BALIKESİR

ELİF SEDA KARACAOĞLU
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ

ÖZET
İktisadi hayatı büyük ölçüde Avrupalı devletlerin eline geçen Osmanlı Devleti, XIX.yüzyıl boyunca varlığını ancak denge politikaları ile sürdürmüştür.Avrupalı Devletler, Osmanlı Devleti ile aralarındaki tarihi ve nihai hesaplaşmayı I.Dünya Harbi sonunda gerçekleşen Mondros Mütarekesi’nde gerçekleştirmişlerdir.Ancak bu hesaplaşma sırasında,doğrudan siyasi ve askeri müdahaleleri yanında Yunanlıları ve Ermenileri de piyon olarak sahneye çıkarmışlardır.Anadolu’nun batısını Yunanlılara, doğusunu ise Ermenilere peşkeş çekmek için gerekli olan yapılanma mütareke hüeydana gelen cepheler oluşturmuşlardır.kümleri ile gerçekleştirilmiştir.Bu arada İstanbul’da bulunan siyasi otoritenin teslimiyetçi bir politika izlemesi,işgalciler kadar Zımmileri de cesaretlendirmiş ve Türk Yurdunun parçalanması konusunda cüretkar bir hale getirmiştir.Ancak Türk Milletinin hür ve bağımsız yaşama duygusu, tarihi tecrübesi ile birleşince, ortaya “KUVAY-I MİLLİYE” hareketi çıkmıştır.Kuvay-ı Milliyye hareketinin en yoğun bir şekilde ortaya çıktığı yerlerden birisi de Balıkesir ve çevresi olmuştur. Alaca Mescid toplantısı ile silahlı direniş kararı alan Balıkesirliler, kongrelerle teşkilatlandıktan sonra asker toplayıp, tamamen düzenli birliklerden meydana gelen cepheler oluşturmuşlardır.Kurduğu cephelerle işgalci Yunan ordusunu durduran “BALIKESİR REDD-İ İLHAK” HEYET-İ MİLLİYESİ” ,Alaşehir Kongresi ile bölgedeki teşkilatlanmayı yaygınlaştırmış,diğer taraftan Mustafa Kemel Paşa ile irtibat kurarak Anadolu’da Milli hareketle bütünleşmiştir. Teşkilatı ve cepheleri ile Yunanlıların hesaplarını bozan Balıkesir Kuvay-ı Milliyesi , dahilde çıkarılan Anzavur İsyanlarını bastırarak İngilizlerin oyunlarını da boşa çıkarmıştır. On dört ay boyunca istilacı Yunan ordusunu durdurmayı başaran Balıkesirliler , 30 Haziran 1920’de mücadele bayrağını, milletin ve vatanın mukadderatına sahip çıkan T.B.M.M’ne ve kuruluşunu tamamlayan Türk ordusuna teslim etmiştir.
Anahtar Kelimeler: Kuvay-ı Milliye,Milli Mücadele, Mondros Mütarekesi, I.Dünya Harbi , Anzavur İsyanı.
ABSTRACK
The otoman empirewhoseeconomic life be seizedbyeuropencountries,sustaineditsexistencebyusingbalancepolicyoverXIX.century. Theeuropencountrieshavetookplacehistorical and final revengethatbetweenthemselves and ottomanempire at the Mondros trucewhichtookplace at theend of firstworldwar.HowevertheyadditionallyusedGreeks and armenians as a toolduringthisrevengebesidestheırpolitical and militaryinterventions.Theycreatedthenecessarystructuringwiththejudgments of trucetogivethewest of anatoliatogreeks and eastside of anatoliatoarmenians.Bytheway,itsmadethedhimmiencourages as much as theoccupyingforcesaboutdivide of theanatoliathattheautoritywhich ıs at the İstanbul watchingall of thiswithaccepting.Howeverwhenthefeeling of turks as a free and independentmergewithitshistoricalexperimentsthenthemovements of Kuva-i milliye appeared.one of thoseplaces is Balıkesir and around of thiscitywherethemovement of NationalForcesappeared.Thelocalpeople of Balıkesir who has decidedtoarmedresistanceaftermeeting of Alaca mescit,createdfrontsthatincludingregularteamscollectingsoldierafterorganizatedwithcongressess. Balıkesir refuceoccupyingnationalcommiteewhopreventedtheGreeksforceswiththecreatedfronts, popularizedorganizing at theregionwithAlasehircongress and on theotherhandtheyattendedthewar of independence at byconneting Mustafa Kemal at Anatolia.ThenationalForces of Balıkesir whichpreventedthearmy of greeks is alsostoppedtheplans of British bypreventingtheriot of Anzhavur at anatolia. Thepeoplefrom Balıkesir who has successfulto stop thearmy of greeksthatinvaderforcesoverfourteenmonthsreceivedtheflag of struggleto Grand National Assembly of Turkey and Turkish armywhichcompletedtoestablish on 30 june 1920.
KeyWords: NationalistForces, War of İndependence, Mondros Truce, First World War

Türkiye’yi parçalamak ve Türk’ün istiklalini elinden almak isteyen mağrur galiplerin maşası Yunanistan, 15 Mayıs 1919 günü İzmir ve çevresini işgal etmeye başlar,işgalin genişlemesiyle birlikte Türklere karşı yapılan mezalimde artar.İşgalleri kınamak için yapılan protesto ve mitingler fayda etmez.Milleti ve aydınları derin bir ümitsizlik ve üzüntü kaplar.Mütarekenin karanlık günlerinde, herkesin ümitsizlik ve çaresizlik içinde olduğu bir sırada Hasan Basri Bey(ÇANTAY), Balıkesirde “SES”gazetesiniçıkartır.17 Ekim 1918 ve 13 Mart 1919 tarihleri arasında 22 sayı olarak neşredilen gazete;yazılarıyla Balıkesirlilerin ve Türk Milletinin haklı ve yükselen gür sesi olmuştur.Haksızlığa uğrayan köylülerin, eşkıya zulmü ile inleyen vatandaşların, şehit,dul ve yetimlerin, İtilaf Devletleri temsilcileri ile azınlıkların haksız muamele ve saldırılarına maruz kalan Türk Milletinin gönüllü ve yılmaz müdafiiolan gazete ilk ilk sayısında Mehmed Akif Ersoy tarafından yazılan şu dörtlükle çıkmıştır;
Düşman sesi duymak istemezsen
Kardeş sesidir,uyan bu sesten;
Kalkınca görür ki akşam olmuş
Vaktiyle uyanmayan bu sesten

Damat Ferit hükümetinin, işgallere silahla direnme girişiminde bulunmasının imkanı olmadığı gibi,buna cüret edecek iradesi ve cesareti de yoktur.İzmir’in işgal edildiği haberi şayia şeklinde de olsa aynı gün Balıkesir’e ulaşmış Dava vekili İbrahim Ethem Bey ve arkadaşları Jandarma Alay Kumandanı Hurşit Bey’den durumu öğrenmişlerdir.Ancak haberin doğruluğu 16 Mayıs günü öğleden önce Belediye Reisi Keçeci Hafız Mehmed Emin Bey’e gelen telgrafla anlaşılmıştır.Belediye binası önünde toplanan halka, Maarif Müdürü Sabri Bey tarafından yüksek sesle okunan bu telgraf büyük heyecana yol açar.Hemen Belediye meclisi toplanarak telgraf müzakere ederler.Karesi Mebusu Vehbi Bey,Varnalı İsmail Hakkı Bey, Reji Müdürü Nazmi Bey ve Karabıyık Mehmet Efendinin de görüşleri alınarak o akşam “OKUMA YURDU”nda toplanılmasına karar verilir.Gayrımüslimler de dahil olmak üzere şehrin ileri gelenleri Mutasarrıf Hilmi Bey’in davetiyle OKUMA YURDU’nda yapılacak olan toplantıya çağırılırlar. 16 Mayıs Cuma günü öğleden önce Okuma Yurdu’nda yapılan toplantıda,önce Mutasarrıf Hilmi Bey tarafından telgraflar okunmuştur.Toplantıyı idare etmek üzere başkanlığa seçilen Vehbi Bolak Bey söz alarak mevcut durumu açıklayan konuşmayı yapmıştır.Müzakereler sonucunda işgalin büyük devletler nezdinde şiddetli bir şekilde protesto edilmesi kararlaştırılmıştır.Bu karar, Vehbi Bey tarafından oylamaya sunulmuş ve ittifakla kabul edilmiştir. Protestoyu yazmak ve ve gereken tedbirleri almak üzere 11 kişilik geçici bir heyet seçilmiştir. Dördü gayrımüslim olan heyet üyeleri şu isimlerden meydana geliyordu.
Müftü Abdullah Efendi
Belediye Reisi Keçeci Hafız Mehmed Emin Efendi
Mehmet Vehbi Bey
Zorbalı Hulusi Bey
Maarif Müdürü Sabri Bey
Hoca Abdulgafur Efendi
Ahmet Vehbi (Çıkrıkçıoğlu) Bey
Rum Papazı Yani Konstantin
Ermeni Papazı Deragand
Osmanlı Bankası Müdürü Papadaki
Avukat Peron

Mücadelenin başından itibaren harekete dahil ve davet edilmelerine rağmen, protestonameleri hazırlamak üzere Belediyede yapılan ikinci toplantıya gayrımüslimlerkatılmamışlardır.Bir ara gelen Papadaki Efendi, bunun bir Türklük- Yunanlık davası olduğunu, protesto metinlerini imzalamayacaklarını ve bundan sonra da hiçbir toplantıya iştirak etmeyeceklerini söylemiştir.Heyetten geriye kalan ve Okuma Yurdu’nda Balıkesir halkı tarafından seçilmiş olan 7 Türk üye,daha sonra” Balıkesir Reddi İlhak Heyeti” adını alacak,Sadarete ve İtilaf devletleri temsilcilerine protesto telgrafı çektikten sonra Alaca Mescıt toplantısını gerçekleştirecektir.İlk toplantıdan şüphelenen gayrımüslimlerin dikkatini çekmemek ve Balıkesir’in işgaline fırsat vermemek için Redd-i İlhak heyeti, teşkilatlanıp kuvvetleninceye kadar toplantılarını gizli yapmaya karar vermişlerdir.Bunun için heyet üyeleri aynı akşam Hulusi Bey’in evinde gerçekleştirilen toplantıya toplantıya gizlice, her biri ayrı sokaktan ve fasılalarla gelmişlerdir. Bu gizli toplantıda İzmir’den gelen ve birbirini tutmayan haberleri kaynağında tetkik etmek üzere Hulusi Bey’in Manisa’ya ve Menemen’e kadar gitmesi kararlaştırılmıştır.

Manisa’ya giden Hulusi Bey, Mutasarrıf Hüsnü Bey ile görüşmesinden bir netice alamaz ve her an yakalnma tehlikesiyle Balıkesir’e dönmek mecburiyetinde kalır. Hulusi Bey’in evinde ikinci gizli toplantıyı gerçekleştiren Redd-i İlhak heyeti işgal bölgesinden gelen haberleri değerlendirmiştir.Sabaha kadar devam eden görüşmeler neticesinde böyle sınırlı toplantıların beklenen yararı sağlamayacağı ve verilecek kararların halka mal edilmesi düşüncesiyle bir gün sonra ALACA MESCİD’de umumi bir toplantı yapılması kararlaştırılmıştır.İkindi namazından sonra yapılacak olan bu toplantı da Mevlid-i Şerif’te okunacaktır.Bir gün önce alınan kararlar gereğince ,ALACA MESCİD’de bir toplantı yapılacağı Müezzin Sarı Hafız ve arkadaşları tarafından halka duyuruldu.Ancakgayrımüslimlerin dikkatini çekmemek amacıyla toplantıya çağırılanların “MEVLİD-İ ŞERİF” dinlemeye davet edilmek suretiyle toplanmalarına özen gösterilmiştir.AlacaMescid toplantısını gerçekleştiren “BALIKESİR YARANI”, “UMUMİ HEYETİ” veya “AYAN HEYETİ” olarak adlandırılan 41 kişi 19 Mayıs günü kendi aralarında bir “HEYET-İ MERKEZİYYE” seçmişler; İstanbul Hükümetinden yardım istemek ve Ayvalıktaki karışıklığı öğrenip Körfez kazalarıyla ortak hareket etmek amacıyla iki ayrı heyet daha belirlemişlerdir.

3Haziran Pazartesi gecesi Alaca Mescid’de ikinci bir toplantıda gerçekleştirilmiş;14. Kolordu Kumandanı Yusuf İzzet Paşa’nın da hazır bulunduğu bu toplantıda “Doğrudan doğruya silahlı müdaafaya ve Ayvalık ve Bergama havalisine milis kuvvetleri gönderilmesine karar erilmiştir.”Cephelerde toplanmaya başlayan bu kuvvetlerin sevk ve idaresi ve iaşesi için bazı tedbirler alınması gerekiyordu.Bu sebeplerden dolayı Balıkesir’de bir kongre toplandı.Kuvay-ı Milliye karagahı olarak da adlandırılan ALİ ŞUURİ MEDRESESİ’NDE 28 Haziran 1919’da toplanan kongre, 13 Temmuza kadar devam etti.Balıkesir merkez ve kazaları ile Ayvalık,Soma ve Akhisar yöresinden delegelerin katıldığı kongrede, bir “HEYET-İ MERKEZİYYE” meydana getirilerek başkanlığına Hacim Muhittin Bey seçildi. Cephedeki kuvvetlerin hangi kazaların yardımıyla beslenecekleri Redd-i İlhak heyetlerinin yetki ve bağlantıları, cephelerin takviyesi için hangi kazaların halklarının nerelere sevk edilecekleri bu kongrede tayin ve tespit edildi. Damat Ferit Hükümeti kongrenin dağıtılması,hatta katılanların tutuklanması için Mutasarrıf Hilmi Bey’ e emir vermişse de o bu emre uymamış, bu yüzden de “BALIKESİR MUTASARRIFI HÜKÜMETE KARŞI İSYAN ETTİ” diye suçlanmıştır.Kuvay-ı Milliye teşkilatını daha da yaygınlaştırmak ve güçlendirmek,cephelerdeki yeni gelişmeleri görüşmek üzere 26 Temmuz 1919’da yeni bir kongre toplanmıştır. İlkinden daha çok katılım olan İKİNCİ BALIKESİR KONGRESİ’nin toplandığı yeri MEKTEB-İ SULTANİ olmuştur.Başkanlığını Hacim Muhittin Bey’in yaptığı kongreye, 18 kaza ve nahiyenin temsilcisi olarak 44 delege katılmış ve 29 maddeden meydana gelen kararlar alındıktan sonra 30 Temmuz’da sona ermiştir.

Bu kongrede, Yunanlıları mutlaka Anadolu’dan atmak,asla barış görüşmelerine girmemek, cepheden firar edenleri Yunan tarafına göndermek ve zahirenin İzmir’e ihraç edilmesini yasaklamak kararları alınmıştır.Cephedeki askerlerin her türlü ihtiyaçlarını karşılamak için cephe gerilerinde Ayvalık,Soma ve Akhisar’da birer “MENZİL MÜFETTİŞLİĞİ” kurulmuştur.Subay ve askerlere maaş ve ikramiye , şehit olanların ailelerine ve yaralananlara para yardımı verilmesi kararlaştırılmıştır.Balıkesir’de olduğu gibi kazalarda da Kuvay-ı Milliye teşkilatları, maliye ve levazım heyetleri kurulması, her ilçeden büyüklüğüne göre, masrafları karşılamak üzetre para toplanması kabul edilmiştir.16-22 Eylül 1919 tarihleri arasında toplanan 3.BALIKESİR KONGRESİ çok daha geniş bir bölgeye hitap etmiş; Kongreye Bilecik livası temsilcileri de dahil olmak üzere bütün Bursa vilayeti temsilcileri katılmışlardır.Bu noktadan başka Çanakkale’den Eskişehir hududuna ve Manisa’dan Marmara denizine kadar bütün bölge sakinlerinin temsilcileri Balıkesir’e gelmişlerdir.Bu kongredeki en önemli gelişmelerden biri de Anzavur’un ilk isyanının bastırılmasıdır.16 Kasım 1919 tarihinden itibaren Türklüğün haklı mücadelesini cihana daha gür bir seda ile duyurmak amacıyla “İZMİR’E DOĞRU” gazetesi yayına başlamıştır.

Mustafa Necati ve Vasıf Çınar Bey tarafından Balıkesir’de çıkarılan ve haftada iki kez yayınlanan gazete, kendisini “KUVAY-I MİLLİYE’NİN HADİMİ”ilan etmiş ve kısa sürede bölgenin en çok aranan gazetesi olmuştur.Fakat Yunanlılar tarafından İzmir’e girmesi yasaklanmıştır.19-21 Kasım 1919 tarihleri arasında toplanan “DÖRDÜNCÜ BALIKESİR KONGRESİ”ilk iş olarak Anzavur’un takibinde gayret ve fedakarlıkları olanları takdir etmiş ve “MİLNE HATTI”nın kabul edilemeyeceğini belirterek,bu konuda Balıkesir’de bir miting düzenlenmesini kararlaştırmıştır.10-22 Mart 1922 tarihinde Vehbi Bolak Bey ‘in başkanlığında toplanan “BEŞİNCİ BALIKESİR KONGRESİ”ne Balıkesir, Saruhan livaları ile Bursa ve Bilecik sancaklarından bunlara bağlı kaza ve nahiyelerden 64 temsilci katılmıştır.”İZMİR ŞİMAL MINTIKASI KUVAY-I MİLLİYE HAYET-İ UMUMİYESİ” adı altında yapılan bu kapsamlı kongrede yapılan görüşmeler sonunda; Sivas Kongresinde kabul edilen ana ilkelere uyulması kabul edilirken ,300.000 liralık bir bütçe hazırlanması da kararlaştırılmıştır.Okuma Yurdu, Alaca Mescid toplantıları ve Balıkesir Kongreleri de, düşmanın İzmir bölgesindeki işgaline karşı ilk ciddi ve şuurlu hareket Balıkesirli asker ve sivil aydınlardan gelmiştir.Balıkesir’in kahramanı vatansever evlatları, Vehbi Bolak Bey ve Hacim Muhittin Çarıklı Bey’in dirayetli yönetiminde; Erzurum ve Sivas Kongrelerinin toplanmasını beklemeden ve belirli bir merkezden talimat almadan vatan müdaafasına koşmuşlardır.29 Mayıs sabahı Yunanlılar, Ayvalık’a asker çıkarmaya giriştiğinde 172.Alay Kumandanı Yarbay Ali Çetinkaya Bey’in dirayetli yönetimindeki Erzurum ve Sivas kongrelerinin toplanmasını beklemeden ve belirli bir merkezden talimatı almadan vatan müdaafasına koşmuşlardır.

Bu Milli Mücadelenin Yunanlılara “İLK ASKERİ KURŞUNUDUR .”Buradaki direnişte Edremit Eski Kaymakamı Köprülü Hamdi Bey’de bir grup gönüllüyle birlikte Yunanlılara karşı 172.Alay’ın yanında savaşmıştır.Balıkesir’de meydana getirilen Heyet-i Milliye , 14.Kolordu Kumandanlığı ile işbirliği yaparak Balıkesir Kongrelerini toplamış ve işgale karşı koymak için gerekli tedbirleri almıştır.Akhisar ve Soma bölgesinde Yunanlılara karşı koyan ilk kuvvet 14.Kolordu’nun 61.Tümenine ait kuvvetlerdir.Mondros Mütarekesi’ne aykırı hareket ememek için Kolorduya ait kuvvetler sivilleştirilmiştir.Bununla birlikte gönüllülerden de takviye yapılmıştır.Bu durumda Yunanlılara karşı koyan ilk kuvvet sivilleşmiş asker ve askerleşmiş sivillerden meydana geliyordu.Daha sonra 14.Kolordu,Akhisar ve Soma da meydana getirilen Kubay-ı Milliye birliklerini bizzat kurmuş,bu kuvvetlerin silah ve cephanesini de temin etmiştir.Harp Akademisi’ndeki tahsilini bırakarak memleket müdaafasına koşan Yüzbaşı Kemal Bey, 4 Haziran 1919’da Balıkesir’e gelir. Aynı gün Kolordu Kumandanı Yusuf İzzet Paşa ile görüşerek piyade alayından makineli tüfek takviyeli 80 kişilik bir birlik kurmuştur.

Kurduğu birlikte 6 Haziran günü yola çıkan Yüzbaşı Kemal Bey Soma Cephesini kurmayı başarırken ; 56.Tümen Kumandanı Bekir Sami Bey Salihli’de, 57.Tümen Kumandanı Albay Şefik Aker Bey ise Aydın’da bir cephe meydana getirmeye başlamışlardır.İşgal mıntıkasında bulunan 61.Tümen’in bağlı bulunduğu 14.Kolordu’nun Kumandanı Yusuf İzzet Paşa,61.Tümen ‘in kıtaatı ile bunları takviye eden milis kuvvetleri cephe tutumuşlardır.12 Haziranda Bergama’nın Yunanlılar tarafından işlgal edilmesi Kırkağaç,Soma ve Balıkesir’i de tehlikeye düşürüyordu.14.Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Paşa, gerekli hazırlıkları yaptırdıktan sonra 14 Haziranda Bergama’nın kuşatılması emrini verdi.Soma Mıntıka Kumandanı Albay Akif Bey, kumandasındaki birliklere, Ayvalık’tan Binbaşı Cemal Bey kumandasında bir müfreze ile, parti Mehmet Pehlivan ve Hafız Hüseyin Bey emrinde toplanan halk kuvvetleri de katılarak Bergama’ya baskın yaptılar. Yunanlılara 400 civarında zayiat verildi.”BERGAMA BASKINI” İzmir Kuzey Cephesindeki milli kuvvetlerimizin ilk başarısı nı teşkil eder.Balıkesir’de kongre çalışmalarının yapıldığı,Ayvalık,Soma,Akhisar, İvrindi cephelerinin kurulduğu sıralarda Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde faaliyet gösteren Heyet-i Temsiliyye” ile haberleşilir.İkinci Balıkesir Kongresi sonunda Anadolu’daki milli harekete katılan Balıkesirliler “SİVAS KONGRESİNE SADAKAT GÖSTERECEKTİR.” Şeklinde bir karar alarak,”ANADOLU ve RUMELİ MÜDAAFA-İ HUKUK CEMİYETİ” içindeki şerefli yerlerini alacaklardır.

9 Eylül 1919 günü Ali Fuat Paşa,Batı Cephesi Kuvay-ı Milliye Kumandanlığına tayin edildiği gibi, Refet Bey,Heyet-i Temsiliyye tarafından 23 Ekim 1919 ‘da Batı Anadolu’ya gönderilerek, Soma, Akhisar ve Salihli cepheleri teftiş edilmiştir. Daha sonra 1920 yılı başlarında Batı cephesi yeniden organize edilerek, Ayvalık, İvrindi, Soma,Akhisar ve Salihli cepheleri milli kumandanlara bağlı olarak 61.Tümen Kumandanı Albay Kazım Bey’in emrine verilmiştir.Cephe kumandanları Mart 1920’den itibaren gayriresmi olarak göreve başladılar. Batı Anadolu cephelere ayrılıp muvazzaf subaylar gayriresmi olarak göreve başlarken “İZMİR ŞİMAL CEPHESİ”nde milli alay ve taburlar kurulmuştur.Bunların kumandanları daha önceden olduğu gibi sivil kimselerden oluşuyordu ancak yardımcıları muvazzaf subaylardan seçilmiştir. Bölük ve takım kumandanları, Akhisar ve Soma cephesinde daha ziyade Subaylardam meydana geliyordu. Böylece Milli Kuvvetler, belirli karargahları olan düzenli kıtalar haline dönüşmüştür. Kuzey Cephesinde çete teşkilatına pek rastlanmadığı gibi, kumandanların içinde efelikten, eşkiyalıktan gelen kimselerde yoktur. Bu sebeple gerek Akhisar, gerekse Soma Cephesi’ndeki birlikler tam bir askeri disiplin içindedirler. Çünkü; yöneticileri ya muvazzaf Subay , veya aydın kişilerden meydana gelmektedir. Yunan işgali karşısındaki tek dayanak olan silah, cephane ve malzeme yoklukları yanında Anzavur İsyanları ile de uğraşmak zorunda kalan Balıkesir Kuvay-ı Milliyesi; ilerleyen düşmanı durdurarak ve ayaklanmaları bastırarak; düzenli ordunun kurulması için bir yıllık zaman kazandırmıştır.Bir tarafta düşmala savaşarak halkın güvenliğini sağladıkları gibi, Erzurum ve Sivas Kongreleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasına uygun ortam sağlamışlardır.Derin bir tarih şuuruna sahip , fikir hareketliliği ve toplumsal canlılığı ile sivil bir arka planı olan Alaca Mescid toplantısı ve Balıkesir Kongreleri; tam bağımsızlık fikrinin gerçek temsilvisi olmuşlar, mandacılık fikirlerinin tartışılmasına bile tahammül etmemişlerdir.

Kahramanca mücadeleleriyle Balıkesirliler; Türk Milletinin işgal ve esareti asla kabul etmeyeceğini gür bir sesle dünya kamuoyuna duyurmuşlar ve tarihteki şerefli mevkilerini almışlardır. Bunlardan başka,Balıkesir’in işgalini takip eden günlerde, Sındırgı, Bigadiç, Gönen, Dursunbey,Savaştepe,Gördes,Demirci,Simav dağlarında iki yıla yakın bir süre düşmala mücadele eden Demirci Kaymakamı ve Akıncılar Reisi İbrahim Ethem Akıncı Bey ve kendisine bağlı müfrezeler, kurtuluşa kadar ordu ile bağlarını sürekli muhafaza etmişler, Balıkesir ve ilçelerini düşman işgalinden kurtarmışlardır.Ege’de kendini kurtaran, Milli müfrezeleriyle düşmanı tard eden tek şehir”BALIKESİR”dir. Bütün bu başarılarda Türk Milletinin yüksek askeri kabiliyeti yanında ; vatanseverlik, metanet, azim ve irade kuvveti gibi meziyetleri önemli rol oynamıştır. Başta aziz ATATÜRK ve SİLAH ARKADAŞLARI olmak üzere vatan ve istiklal mücadelesine baş koymuş,canlarını feda etmiş kanlarını dökmüş bütün şehit ve gazilerimizi ve BALIKESİR’in kahramanı; fedakar,vefakar ve vatansever “KUVAY-I MİLLİYECİ”lerini rahmet, minnet ve ebedi bir şükran duygusuyla yad ediyorum.

KAYNAKÇA
ÖZDEMİR, Bülent, YAĞCI Zübeyde Güneş, “Osmanlı’dan Cumhuriyete BALIKESİR” ,Yeditepe Yayınları, Balıkesir 2007 .
İLGÜREL, Mücteba ,BOLAK Mehmet Vehbi “Milli Mücadele’de BALIKESİR “, T.D.A.V , 1990.
ÖZDEMİR, Zekeriya, “BALIKESİR’de Milli Mücadele Önderleri” Balıkesir Belediyesi Yayınları.2001.
ÖZDEMİR, Zekeriya,”Milli Mücadele’de BALIKESİR Cepheleri”,Balıkesir Belediyesi Yayınları. 2001.
ŞİMŞİR, Nahide “BALIKESİR Şehri ve Tarihi Araştırmaları” IQ Kültür Sanat Yayınları. 2012.
ÇEVİK, Zeki “ Kuvay-ı Milliye Şehri BALIKESİR”, Karesi Belediyesi Yayınları. 2018.

Timur ve Devleti

İsmail Aka biz Ege’ye gelmeden 5 yıl önce emekli olmuş, kendisinden ders alamadık ama onun öğrencilerinden ders alma şansını elde ettik. Timur Devleti Kitabı; Timur, Şahruh, Uluğ Bey, Abdullatif, Abdullah, Ebu Said ve Hüseyin Baykara’nın dönemlerini genel olarak ele almış bir eser. Genelde seferler üzerine durulduğu görülüyor, yer yer insanı sıkıyor çünkü sürekli tekrara düşüyormuş gibi bir hava yaratıyor. Timur’dan sonra devletin kısa sürede çökmesi veraset sistemindeki geleneksel Türk Devlet Teşkilatlanmasından kaynaklanıyor. Timur’dan kısa bir sonra devlet yavaş yavaş tarihten siliniyor. Aynı devirlerde Osmanlı Devleti ise veraset sisteminde yapmış olduğu değişiklikler neticesinde kendisinden önceki Türk devletlerine nazaran daha uzun bir süre yaşamasını sağlıyor. Timur bir kasırga gibi gelip geçti tıpkı Cengiz Han gibi. Tez yazan arkadaşlar var ise bu dönemlerle alakalı işine yarar, tavsiye ederim.