Sultan Galiyev

1917 Bolşevik ihtilalinin dört büyüğünden biridir. (Lenin, Stalin, Troçki). Babası öğretmen olan Galiyev’in hayatına dair bilgiler genellikle 1923 yılında kaleme almış olduğu “Ben Kimim” adlı otobiyografisine dayanmaktadır. Galiyev, 1911’de Kazan Tatar Pedagoji Enstitüsünden mezun olmuş, iki yıl boyunca Başkırdistan’ın çeşitli köylerinde öğretmenlik yapmıştır. Ardından istifa ederek Ufa’da bir kütüphanede çalışmış, 1915’te öğretmenlik mesleğine geri dönmüş ve Bakü’deki Tatar Kız Lisesinde çalışmıştır. O, Ruslaştırma ve Hristiyanlaştırma faaliyetlerine karşı çıkmış ve I. Dünya Savaşında Tatar ve Başkırt askerlerini Çarlık ordusunda savaşmamaya çağıran faaliyetlerde bulunmuştur. 1917 Mayısında Rusya Müslümanları Kongresinde genel sekreter seçilmiştir. Ardından Kazan’a giderek Molla Nur Vahidov’un önderliğindeki Müslüman Sosyalist komiteye dâhil olmuştur. Daha sonra Müslüman Sosyalist Komite Komiserliğine kadar yükselmiş, Komünist parti saflarında da Sovyet Milliyetler Komitesinin ikinci sekreteri olmuştur. Moskova’da Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesinde hocalığa kadar yükselen Galiyev, Bolşevikler’in İslam ve din karşıtı faaliyetlerinden rahatsız oluyor ve onları eleştiriyordu.

Sultan Galiyev ve onun Müslüman komünist yoldaşları, Marksist teoriye radikal yenilikler getirmiş ve bu teoriyi kendi şartlarına göre yorumlamışlardı. Sultan Galiyev sosyalizm anlayışındaki tek yolu ve katı disiplini kırmış biri olarak karşımıza çıkmaktaydı. O, kapitalizmin yıkılabilmesi için ancak, onu besleyen hammadde kaynaklarının kesilmesini ve bu sonuca gidişte, içinde yaşanılan toplumun dinamiklerini göz önüne almak gerektiğini savunmakta idi. Kapitalizmi bitirmenin tek yolu, Doğu’nun önderliğinde yapılacak anti-kapitalist bir devrim hareketiydi. Avrupa burjuvazisi, Doğu uluslarını ezerek kendi proletaryasının tüm isteklerini karşıladığı için Batı’da devrim olması imkânsızdı. Batı’yı besleyen sömürgelerin sömürüden kurtarılması gerekmekteydi.

Galiyevizim olarak bilinen Sömürgeler Entarnasyonali Tezi iki aşamalı bir programdı. Tatar-Başkırt Devleti, Türkistan Cumhuriyeti ve Turan Federal Halklar Sosyalist Cumhuriyeti tesis edilecek, Sovyetler’deki tüm Müslüman-Türk halkların siyasi birliği sağlanacak; ikinci aşamada ise tüm dünya mazlumlarının sömürgeler enternasyonali gerçekleşecekti.

Onun fikirlerinde ayrıca Cedidcilik-Türkçülük-Turancılık hareketlerinin tesiri de açıkça görülmekte idi. Müslüman bir toplumda yetişen, Çarlık Rusyasının her türlü baskısını gören ve fakirlik içerisinde büyüyen Galiyev’in fikirlerinin gelişmesinde bu etkenlerin tesirinin olmadığını söylemek yanlış olur. İdeolojik olarak evrensel bir geçerlilikten ziyade, her milletin kendine has şartlarının uygulamada belirleyici olması gerektiğini vurgulamıştır.

Asıl meselelerden biri deSovyetler’in tamamında ağır iş koşulları ve uzun mesai saatlerini içeren üretim politikaları ve uydu cumhuriyetlerin hammadde kaynaklarının doğrudan merkeze aktarılmasıydı. Sovyetler Birliği’nin petrol rezervlerinden %13’ünü meydana getiren (yıllık 36 milyon ton) Kazan petrollerinden, Tataristan Cumhuriyeti’ne ancak 1 milyon ton verilmekte olup, geri kalanının merkeze aktarılması örnek olarak verilebilir. Yeni kurulan SSCB’de uzun ve zahmetli mesai saatleri, düşük gelir düzeyi, azalan nüfus, kırsal yörelerden şehire göçler, temel tüketim mallarının kıtlığı ve pahalılığı gibi kapitalist olguların bütününü görmek de mümkündü.

Türk dünyasındaki aydınlanma hareketleri de bir yandan Rus egemenliğine karşı, diğer yandan da geri kalmış toplumsal ve ekonomik yapıyı yeniden düzenlemek çabası ile kısa zamanda yerini “Türk Birliği” fikrine bırakacaktır. Türkistan genel valisi Samsanov’un 1909’da Rus hükümetine göndermiş olduğu raporda, İdil ve Kırım Tatar aydınlarının etkisi ile Usul-ü Cedit okullarının yaygınlaştığı ve milliyetçilik tohumlarının atıldığı haber verilmekte idi. 3 Mayıs 1917 tarihinde toplanan Rusya Müslümanları genel kongresinin üçüncü toplantısında Rusya Müslümanlarının siyasal idaresi sorunu gündeme gelmiş; Zeki Velidi Togan ve Mehmet Emin Resulzade grubuna göre tüm Müslüman halklar milli-mahalli muhtariyet esasına göre ayrı ayrı mahalli hususiyetlerine göre muhtar olmalıydı. Molla Nur Vahidov ve Sultan Galiyev grubu ise sosyalizm ile İslamiyet arasında bir uzlaşma zemini kurarak, ezilmiş olan Müslüman halkların ayrı ayrı değil de, daha geniş bir bağımsızlık usulü fikrini benimsiyorlardı. Bu fikri Pan-Türkizm ya da Pan-İslam olarak değerlendirmekten ziyade, uzun yıllar Rus baskısına ve üstünlüğüne karşı geliştirilmiş bir tavır olarak kabul etmek daha yerinde olacaktır. Bu haliyle Müslüman Bolşevikler, komünist olmaktan çok, onun sömürge durumundan kurtulmak amacını güden “Ülkücü Müslümanlar”a benzetilmiştir.

Tüm Rusya halklarına vaat edilen “Kendi kaderini tayin hakkı” uzun yıllar Çar baskısı altında yaşayan uluslar için bir ışık olarak görülmüştür. Bolşevik devrimin başarıya ulaşması ve Bolşeviklere verilen desteğin de çıkış noktası verilen vaatlerden ileri gelmekteydi. BundandolayıTürk ve Müslüman halklar da devrime destek vermişlerdi.

10-16 Mayıs 1918’de Müslüman komünistler, Moskova’da ilk büyük toplantılarının gerçekleştirmişlerdir. Bu toplantıya Lenin ve Stalin de davet edilmiş, Stalin yapmış olduğu konuşmasında otonominin ancak Sovyet idaresinde olduğu takdirde gerçekleşebileceğini belirtmiştir. Bu tavır, Sultan Galiyev’in istekleri doğrultusunda idi. Ona göre, Avrupa emperyalizmi tarafından Doğu’da sürdürülmüş olan sonu gelmez savaşlar, Doğu’yu ekonomik yönden Batı Avrupa feodallerine kul köle edebilmek için düzenlenmiş politikaların birer parçalarıydı. Sömürge halkların kurtuluşunun ilk koşulu, yerli ve yabancı kapitalizmi tasfiye etmek olacaktı. Sosyalist liderlerin tavırları ise otoriter cereyan ettiği için bu durum Türk halklarının uzun sürecek bir sömürge dönemine girildiğini gösteriyordu. 1917 Kasım’ında ilan edilen Kazan Cumhuriyeti’nin Halk komiserleri Konseyi de Rus egemenliği altındaydı. Bu konseyin on bir komiserinden Sultan Galiyev hariç hepsi Rus’tu. Bunun gibi örgütlerin durumları da bundan farklı değildi. Bu baskılar göz önüne alındığında Sovyet Türkistan’ı ile Çarlık Türkistan’ı arasında hiçbir farkın olmadığı göze çarpmaktadır.

Molla Nur Vahidov’un devrimin ilk yıllarında kurmuş olduğu sivil ve askeri Türk idaresi İdil-Ural bölgesinde devam eden Kızıl-beyaz kuvvetler arasındaki savaşta parçalanmıştır. Molla Nur Vahidov da 1918’de Kazan’ı ele geçiren Çekler tarafından tutuklanmış ve kurşuna dizilmiştir. Bu duruma Rus Bolşevikleri kayıtsız kalmışlar, yani göz yummuşlardır. Onun ölümü ile Sultan Galiyev’in bir bakıma yalnız kaldığı da söylenebilir. O, Doğu Halkları 2. Kongresi’nde Tatar-Başkırt Devleti’nin kurulmasını istemiş (1919), bu isteği Lenin başta olmak üzere Komünist Parti tarafından reddedilmiştir. Aslında Sultan Galiyev, “Turan Federal Sosyalist Devleti” nin doğuşu fikrini de ileri sürmekte ve teorisinin bir diğer aşamasını da bu fikir üzerine inşa etmekte idi. Sömürgeler Enternasyonali’nin bir aşamasında kurulması tasarlanan Turan Devleti, aslında kendisinin Pan-Türkist bir eğilim gösterdiğini de ispat etmektedir. Turan Cumhuriyeti’nin merkezi Kazan olacaktır ve Volga’dan Pasifik’e kadar olan bölgeyi içine alacaktır. Çünkü Doğu’da Türkler yaşamaktadır. Önce Volga bölgesinde Tatar-Başkırt Devleti ve Türkistan’da müstakil bir Türkistan Cumhuriyeti kurulacaktır. Daha sonra bu yapı genişletilerek Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan’ı da içerisine alacaktır. Aynı zamanlarda Enver Paşa’nın da Orta Asya’ya geçip “Turan Ordusu”nu kurup mücadeleye başlaması da tesadüf olmasa gerektir.

Bir süre sonra Sultan Galiyev’in Moskova yönetimine karşı olan muhalefeti ve Turan Sosyalist Devleti için çalışmalara başlaması dikkat çekmiş ve tutuklanmasına sebep olmuştur. 1921 yılında tutuklanmış, devrime yaptığı katkılardan dolayı serbest bırakılsa da 1923’te tekrar tutuklanmıştır. 1928’de ise çalışma kamplarına gönderilmiştir. Kurşuna dizilerek ya da elektrik verilerek idam edilmesi ile idam tarihi konusunda farklı bilgiler mevcuttur.

Sultan Galiyev’in Türkiye ile olan teması ya da günümüz Türk dünyasına bırakmış olduğu miras da bu noktada önem kazanmaktadır. Onun fikirleri ve icraatleri, idealleri noktasında, Türkçü ve Turancı bir fikir adamı olduğunu göstermektedir. Rusya Türklerinin ve Sultan Galiyev’in siyasi ilişkilerinin temeli 1914’te Kafkas Cephesinde başlayan temaslara dayanmaktadır. Sarıkamış taarruzuyla birlikte 1916’da Ruslar’a esir düşenlerle birlikte bir kısım Türk işçi, esnaf ve Türkiye’den kaçan siyasi mültecilere Türkiye’den yeterli yardım gönderilemediğinden ötürü Rusya Türkleri ve Kazan bölgesi Türkleri ile Azerbaycan Türkleri yardım kampanyası başlatmışlardır. 1917 Ekim devrimi ile Rusya’daki iç savaşın yarattığı karışıklıktan faydalanan ve anlaşmalar gereği birçok esir Türkiye’ye çeşitli yollardan geri dönmüşlerdir. Ayrıca çarlık idaresinin zayıflaması ile esir kamplarında kalan Türkler arasında da Bolşevik propagandası yapılmıştır. Sultan Galiyev ve Molla Nur Vahidov’a intisap edilmesi de bu döneme rastlamaktadır.

Sultan Galiyev ve yoldaşları, Türkiye’deki bağımsızlık hareketlerine çok önem vermiş, Türkiye’nin, yapılacak olan devrimin Orta Doğu ve Afrika’ya doğru genişlemesinde ön ayak olabileceğini belirtmişlerdir. Türkiye’de zayıf da olsa bir sosyalist hareket çekirdeği bulunmakta idi. 1919’da Şubat ayında İstanbul’da “Türk Sosyalist Partisi” ve Ekim’de “Türkiye’nin İşçileri ve Köylüleri Sosyalist Partisi” kurulmuştur. Molla Nur Vahidov tarafından 1918 baharında da “Dış Propaganda Bölümü” kurulmuş ve başına da Mustafa Suphi getirilmiştir. 1920’deki önemli gelişmelerden bir tanesi de Bakü’de toplanan “Doğu Halkları Kongresi” olmuştur. Enver Paşa’nın Almanya’dan bu kongreye çağrılması da dikkat çekici bir gelişmedir. Burada Bolşevikler Avrupa’ya karşı Enver Paşa ve arkadaşlarının kendi yanlarında olduklarını göstermek istemektedirler. Enver Paşa’nın bu kurultaya katılması da elbette amaçsız değildi. O’nun Turan idealinin gerçekleşmesi için Rusya’nın savaştan yenilgi ile çıkması gerekmekteydi. Rusya yenilmesine ve 1917 devrimi patlak vermesine rağmen Sarıkamış yenilgisi üzerine Enver Paşa, Türkiye’den ayrılmak zorunda kalmıştır. Kafkasya’ya geçemeyen Enver Paşa, evvela Almanya’ya geçmiştir. Aslında Enver Paşa’nın amacı “Turan Devleti’ni kurma düşüncesini gerçekleştirmekti. Ekim devriminin koşulları tarihi fırsatlar yaratsa da Türklerin ulusal devletler kurma hayali Rusya’nın işine gelmeyecek; Enver Paşa’nın Türkiye’deki faaliyetleri de Kemalist hareketi hoşnutsuz kılacaktır. Bu noktada Sovyetlerin planı, Azerbaycan’ın Sovyetlere katılması ve Türkiye ile olan ilişkilerde Enver Paşa’yı kullanmak olarak cereyan edecekti. Ancak Enver Paşa Sovyetlerin planlarının tam tersine basmacı hareketine katılarak dengeleri değiştirmişti.

1966’da Kahire’de yirmi iki Afrika ülkesinin katılmış olduğu “Afrika-Ulusal ve Sosyal Devrim” adlı bir konferans gerçekleştirilmiştir. Burada Fas Komünist Partisinin birinci sekreteri Ali Yatan, Sultan Galiyev’in sosyalizm gayelerinin İslamiyet prensiplerine aykırı olmadığını, Sosyalist hedeflerin hilal altında da gerçekleşebileceğini ifade etmiştir.

Kırım tatar milli hareketinin lideri Mustafa Cemiloğlu da, Rusların sosyalizmi kendi çıkarları için kullanıp diğer halklar üzerinde baskı kurduklarını ifade etmektedir.

Türkiye’de ise sol ve komünist hareketlerde Sultan Galiyevci bir teoriden söz etmek zor görünmektedir. Sultan Galiyev bahis konusu olduğu zaman, Stalinist politikaların suçlamaları gibi, ulusal fikirler taşıdığı gerekçe ile Burjuva Milliyetçiliği ile suçlanarak Türk sol’unun sert muhalefetiyle karşılaşacaktır. Kendi değerlerini kaybetmiş tek tip bir Sovyet insanı yaratmak isteyen Rus baskıcılığının aksine Sultan Galiyev Milliyet unsurunu öne çıkarıyor; bunu ileri sürerken de varoluşun bir gereği ve devamı için zorunlu olduğunu ifade etmektedir. Sovyet yönetimi ise Türk halklarını ayrı ayrı adlarla sınıflara ayırarak, birlik olup güçlenildiği zamanlarda da bunun adına “Pan-Türkizm” diyerek bertaraf etmiştir.

“Kalbimin üzerine büyük bir ağırlıkla çöken halkımın sevgisi yüzünden bolşevizme geldim.” ifadesini kullanan Sultan Galiyev, mazlum milletlerin esaretten kurtarılması, sömürge halkların özgürlüğüne kavuşması, emperyalist Avrupa’nın Doğu üzerindeki baskısının sona erdirilmesi yolunda mücadele eden bir teorisyendir. Türk halklarının geleceği yolunda kendine has bir yorum getiren ve çözümler üreten Sultan Galiyev, bu yönüyle Türkçü-Turancı bir eğilim göstermektedir. Bolşevik kimliğinin ön planda olmasına rağmen, içerisinde yaşamış olduğu toplumun özelliklerinin kendisinde hiçbir etkisinin olmadığını söylemek yanlış olur. Çarlık Rusyasının baskı dönemlerini yaşayan Sultan Galiyev, Müslüman-Türk halkların kurtuluşunu sosyalizmde görmüş, devrime destek vermiştir. Onun milliyetçi bir eğiliminin olmadığı ileri süren fikirler de mevcut olmasına rağmen, sömürülen halkının kurtuluşu için mücadele eden Galiyev’in milli duygularının olmadığını söylemek de ne kadar doğru bir ifadedir? Türkiye’de ise hiçbir kaba sığdırılamamış, sağcıların solcu, solcuların sağcı olarak ifade ettikleri Sultan Galiyev’in, milli duygularının ezilen halkının durumuna şahit olduğu ve o dönemi yaşadığı için haklı bir tepki olarak ortaya çıktığını söylemek de uygun olarak düşünülmektedir.

Yazar:

Aybike Güzay

Bir cevap yazın